Hüsmen Kırkpınar İzmir'in sorunlarını tek tek sıraladı
İYİ Parti İzmir Milletvekili Hüsmen Kırkpınar, fon krizi, otoyol özelleştirmeleri ve İzmir'in sağlık, eğitim, tarım, çevre, ulaşım ve ekonomi sorunlarını değerlendirdi.
Haberin Özeti
- • İYİ Parti İzmir Milletvekili Hüsmen Kırkpınar, 30 Eylül 2026 tarihli basın açıklamasında fon krizinden otoyol özelleştirmelerine, eğitim ve sağlık sorunlarından tarım, çevre, sanayi ve geçim sıkıntısına kadar Türkiye ve İzmir gündemindeki çok sayıda başlığı değerlendirdi. Kırkpınar, özellikle fon krizinin kapsamlı biçimde araştırılmasını ve İzmir'in kronik sorunlarına kalıcı çözümler üretilmesini istedi.
İYİ Parti İzmir Milletvekili ve TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Üyesi Hüsmen Kırkpınar İYİ Parti izmir il başkanlığında gertçekleştirilen basın açıklamasında Türkiye ve İzmir gündemine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Kırkpınar; fon krizi, kamu kurumlarının denetimi, eğitim ve güvenlik, akaryakıt fiyatları, otoyol özelleştirmeleri, adalet sistemi ve dış politika başlıklarının yanı sıra İzmir'in ulaşım, sağlık, eğitim, tarım, çevre, sanayi ve ekonomi alanındaki sorunlarını gündeme taşıdı.
Sözlerine Sadi Şirazi'nin "Hükümdar göz yummazsa, eşkıya kervan basamaz" sözünü aktararak başlayan Kırkpınar, Türkiye'de birçok alanda ciddi sorunlar yaşandığını savundu. İktidarın politikalarını sert sözlerle eleştiren Kırkpınar, özellikle fon krizinin boyutlarına ve bu süreçte kamu kurumlarının sorumluluğuna ilişkin çok sayıda soru yöneltti.
Fon krizinde denetim mekanizmalarını hedef aldı
Kırkpınar, günlerdir gündemde olan fon krizinin sıradan bir ekonomik kriz ya da münferit bir usulsüzlük olmadığını savundu. Krizin 17 ila 20 milyar dolar, yaklaşık 800 milyar liralık bir hacme ulaştığını belirten Kırkpınar, yaşananları 2001 krizinden sonraki en büyük ve en organize soygun olarak nitelendirdi.
AK Parti hükümetleri dönemine ilişkin sert ifadeler kullanan Kırkpınar, ülkenin "Vurguncular Ülkesi", iktidarın ise "Soyguncular Hükümeti" haline geldiğini öne sürdü.
Kırkpınar, fon krizine ilişkin sürecin 1,5 yıl öncesinden savcılık dosyalarıyla gündeme geldiğini ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in aylar öncesinden "fonlarda manipülasyon var" dediğini ifade etti. Bu noktada "Madem biliyordunuz, bu zamana kadar bu soyguna müdahale edilmesini kim engelledi?" diye soran Kırkpınar, hangi gücün ve hangi "saray zırhının" operasyonun önünde durduğunu sorguladı.
Uluslararası fon kuruluşu MSCI'ın "Türkiye'yi gelişmekte olan piyasalardan çıkarır, küme düşürürüz" şeklinde ültimatom vermeseydi iktidarın bu duruma daha ne kadar göz yumacağını da soran Kırkpınar, devletin denetim mekanizmalarının süreçteki rolünü eleştirdi.
MASAK, Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul ve BDDK'yı hedef alan Kırkpınar, bu kurumların vatandaşın ve bankaların üzerindeki denetim baskısını hatırlatarak, sıra "imtiyazlı zümreye" geldiğinde aynı hassasiyetin gösterilmediğini savundu.
Borsa İstanbul yönetimi, SPK ve MASAK yetkililerine "Bu devasa para hareketlerini, kapalı fonlardaki anormal artışları görmediniz mi?" diye seslenen Kırkpınar, yaşananlara ilişkin iki ihtimal ortaya koyarak, "Ya bu soyguna bilerek ve isteyerek göz yumdunuz ya da bu kirli düzenin bizzat işbirlikçisisiniz! Başka bir izahı olamaz!" ifadelerini kullandı.
Kırkpınar ayrıca Katılım Evim, Birevim, Pusula Portföy ve Tera Yatırım gibi yapıların denetimi konusunda da eleştiriler yöneltti. Geleneksel bankacılık sisteminin vatandaş üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu savunan Kırkpınar, söz konusu şirketlerin ve fonların denetimsiz bırakılmasının tesadüf olmadığını ileri sürdü.
Fon krizinin kökeninin yalnızca son birkaç yıla dayanmadığını da savunan Kırkpınar, sürecin 2020 yılına kadar uzandığını, 12 kişilik kapalı bir fon içerisindeki devasa hisse artışları ve kara para aklama iddialarıyla örülen bir dönemin bulunduğunu söyledi.
Fonlardaki para hareketleri ve siyasi bağlantı iddiaları
Kırkpınar, fon krizinin aktörlerinin sistem çökmeden ve "iflas tiyatrosu" oynanmadan hemen önce milyarlarca lirayı ve milyonlarca doları İsviçre bankalarına ve yurt dışındaki hesaplara aktardıklarını öne sürdü. Paraların yurt dışına çıkarılmasının ardından "sistem battı" denildiğini savunan Kırkpınar, kamuoyu adına çeşitli sorular yöneltti.
"Borsa çökmeden, batan fonlar patlamadan hemen önce bu devasa paraları sistemden çekip kurtarma olanağını bunlara kim sağladı?" diye soran Kırkpınar, eski bakan, milletvekili ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı olan bazı isimlerin çöküş öncesinde bilgi alıp almadığının araştırılması gerektiğini savundu.
Kırkpınar, bu kişilerin kimlerden haber alarak milyonlarca lirayı fona yatırdığını ve sistemin çöküşünden hemen önce yüksek rakamlarla paralarını çekip çekmediğinin ortaya çıkarılmasını istedi. Kriz öncesinde parasını kurtaranların dışında başka hangi siyasilerin, iktidar mensuplarının ve "saray yanaşmalarının" bulunduğunun da açıklanmasını talep etti.
Açıklamasında Muhammed Yarız'ın da adını veren Kırkpınar, Yarız'ın AK Parti Gençlik Kolları'nda görev yaptığını ve SPK sicilinde kısıtlamaları bulunduğunu öne sürdü. Yarız'ın Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı yapılmasını eleştiren Kırkpınar, İsviçre'ye milyonlarca euro aktardığının belirtildiğini ve lüks yatlar ile özel jetlerde bir yaşam sürdüğünün öne sürüldüğünü ifade ederek, "Bu şahsa bu cesareti, bu dokunulmazlık zırhını kim verdi?" diye sordu.
Fon krizinin vatandaş üzerindeki etkilerine de değinen Kırkpınar, yüksek enflasyon altında yaşam mücadelesi veren vatandaşların birikimlerinin "devlet garantili, düşük riskli fon" söylemiyle bu sistem içerisinde buharlaştırıldığını savundu.
Kırkpınar, Anayasa Mahkemesi önünde eylem yapan emekli polis memuru Ali Şekeroğlu'nu da gündeme getirdi. Şekeroğlu'nun hayatını kaybetmeden önce söylediğini aktardığı "Para için değil, onurumuz için!" sözünü açıklamasının önemli başlıklarından biri haline getiren Kırkpınar, bu durumu Türkiye'deki ekonomik ve toplumsal tablonun göstergesi olarak değerlendirdi.
Bir tarafta emekli ve dar gelirli vatandaşların, diğer tarafta ise yurt dışına para aktardığını ve kriz öncesinde servetlerini koruduğunu öne sürdüğü kişiler bulunduğunu söyleyen Kırkpınar, fon krizinin kapsamlı biçimde soruşturulması gerektiğini belirtti.
İYİ Parti olarak fon krizini ve arkasındaki siyasi koruma ağı olduğunu öne sürdüğü yapıyı yargıya taşıdıklarını açıklayan Kırkpınar, TBMM'nin 1 Ekim'de açılmasıyla birlikte konunun araştırılması amacıyla Meclis araştırma önergesi verdiklerini söyledi. Kırkpınar, sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını ifade etti.
Eğitimden akaryakıta, otoyollardan adalet sistemine
Kırkpınar, fon krizinin ardından ülkenin farklı alanlarındaki sorunlara ilişkin değerlendirmelerini sürdürdü. Manisa Turgutlu İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde yaşanan olayları ve ardından Van'daki bir ortaokulda yaşanan silahlı saldırı paniğini gündeme getiren Kırkpınar, okulların çocuklar için güvenli alanlar olmaktan çıktığını savundu.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Tüm tedbirler alındı" açıklamasını eleştiren Kırkpınar, yaşanan sorunların açıklamalarla örtbas edilmeye çalışıldığını öne sürdü.
Akaryakıt fiyatlarına ilişkin olarak da 1 Ekim itibarıyla Eşel Mobil sisteminin iptal edilmesinin söz konusu olduğunu belirten Kırkpınar, bunun gerçekleşmesi halinde mazot ve benzin fiyatlarına gelecek zamların yalnızca akaryakıtla sınırlı kalmayacağını, iğneden ipliğe birçok ürüne yansıyacağını savundu.
Köprü ve otoyolların özelleştirilmesi konusunu da gündeme getiren Kırkpınar, yaklaşık 8 ila 9 milyar dolarlık özelleştirme geliri hedeflendiğini öne sürdü. Fon krizinde 17 ila 20 milyar doların buharlaştırıldığını savunan Kırkpınar, devlet varlıklarının özelleştirilmesiyle oluşan gelirin Hazine'deki açığın kapatılmasında kullanılacağını ileri sürdü.
Özelleştirme sonrasında köprü ve otoyolların işletmesinin 30 yıllığına yandaş şirketlere bırakılacağını savunan Kırkpınar, araç geçiş ücretlerinde artış yaşanacağını öne sürdü.
Özellikle İzmir-Çeşme Otoyolu'nu örnek gösteren Kırkpınar, Menemen-Aliağa-Çandarlı otoyolunda uygulanan yap-işlet-devret modeline benzer şekilde geçiş ücretlerinin katbekat artabileceğini savundu. Kırkpınar, otoyolların özelleştirilmesi halinde araç geçiş ücretlerinde yüzde 300'ü, yüzde 400'ü bulan artışlar yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu ileri sürdü.
Dış politika ve adalet sistemine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kırkpınar, Suriye'de yeni eğitim öğretim yılında Türkçenin seçmeli ders statüsünden çıkarılıp müfredattan kaldırıldığını, yerine başka dillerin getirildiğini öne sürerek bunu hükümetin dış politikasının sonucu olarak değerlendirdi.
Adalet sistemi konusunda ise gazeteciler, siyasiler ve uzmanların adliye koridorlarında, hücrelerde ve mahkeme salonlarında eziyet çektiğini savunan Kırkpınar, Abdullah Öcalan konusunda iktidarın farklı bir yaklaşım sergilediğini öne sürdü. İmralı'daki alan ve tecrit koşullarına ilişkin çeşitli iddialar dile getiren Kırkpınar, hükümetin yaklaşımını sert ifadelerle eleştirdi.
“İzmir üretiyor, İzmir ihraç ediyor”
Türkiye gündeminin ardından İzmir'in sorunlarına geçen Kırkpınar, kentin tarımı, limanı, sanayi altyapısı ve ihracatıyla ülke ekonomisine önemli katkı sağladığını ancak hak ettiği karşılığı alamadığını savundu.
İzmir'in yıllardır biriken yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Kırkpınar, kentte yaşayanların merkezi yönetim ile yerel yönetim arasında sıkıştığını öne sürdü. Şehrin milli gelire katkısının yüksek olmasına rağmen merkezi bütçeden yatırımlar için aldığı payın düşük kaldığını savunan Kırkpınar, bunu büyük bir haksızlık olarak nitelendirdi.
İzmir için sıraladığı sorunların başında ulaşım ve trafiği gösteren Kırkpınar; altyapı, temizlik ve çevre, ekonomi ve geçim sıkıntısı, belediye yönetimi ve hizmet kalitesi, kentsel dönüşüm ve deprem riski ile güvenlik ve göç başlıklarını da kentin diğer sorunları arasında sıraladı.
Özellikle kuvvetli yağışlarda caddelerin ve alt geçitlerin su altında kalması, rögarların taşması ve balıkçı limanlarında esnafın mağduriyet yaşamasının kronik altyapı sorunlarını gösterdiğini belirtti.
Otoyol özelleştirmesi ve ulaşım tartışması
Kırkpınar'ın İzmir'e ilişkin değerlendirmelerinde İzmir-Çeşme ve İzmir-Aydın otoyollarının özelleştirilmesi önemli yer tuttu.
Açıklamada yer alan bilgilere göre 5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 11750 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile iki köprü ve İzmir-Çeşme ile İzmir-Aydın'ın da aralarında bulunduğu sekiz otoyol özelleştirme kapsamına alındı. Hedeflenen modelin 30 yıllık işletme hakkı devri olduğunu belirten Kırkpınar, mülkiyet devrinin söz konusu olmadığını ve işlemlerin 31 Aralık 2031'e kadar tamamlanmasının öngörüldüğünü aktardı.
İzmir-Çeşme Otoyolu'nun ilk kez 2010 yılında 2010/88 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla özelleştirme programına alındığını belirten Kırkpınar, yolun yapımına 1989'da başlandığını ve 1996'da tamamen kamu kaynaklarıyla tamamlandığını ifade etti.
2026 tarifesine göre Güzelbahçe-Çeşme arasında otomobil geçiş ücretinin 52,71 lira olduğunu aktaran Kırkpınar, Yarımada kent konseylerinin tahminlerine göre devir sonrasında ücretin 300-400 lira bandına çıkabileceğini söyledi.
Sendikaların Danıştay'a sunduğu dilekçeye göre yolların 2026'nın ilk yedi ayında 400 milyon dolar gelir getirdiğini belirten Kırkpınar, karara karşı Danıştay'da üç ayrı dava açıldığını ifade etti.
Kent konseylerinin şubat ayında Çeşme'de, mart ayında Urla'da eylemler düzenlediğini belirten Kırkpınar, mayıs ayında AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili'nin özelleştirme iddialarını reddettiğini ancak kararın eylül ayında resmen yayımlandığını söyledi.
Urla Belediye Başkanı'nın da ücretli yolun bölge hastanesi olan Urla Devlet Hastanesi'ne erişimi zorlaştıracağı yönündeki değerlendirmesini aktaran Kırkpınar, iktidarın olası "Mülkiyet devredilmiyor, zam kararı yok" savunmasına karşı sözleşmede ücret artışlarına ilişkin bir üst sınır bulunup bulunmayacağının açıklanmadığını belirtti.
Sağlıkta hastane ve personel sorunları
Kırkpınar, İzmir'de şehir hastanesinin açılması sonrasında kamu sağlık kapasitesinin büyümek yerine yer değiştirdiğini savundu. Merkezdeki köklü hastanelerin kapandığını, küçüldüğünü veya belirsizliğe itildiğini belirten Kırkpınar, personelin şehir hastanesine çekilmesi nedeniyle diğer hastanelerde hekim, hemşire ve malzeme yetersizliğinin kronik hale geldiğini öne sürdü.
Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 22 Aralık 2025'ten itibaren yeniden inşa gerekçesiyle tüm hizmetlerini durdurduğunu belirten Kırkpınar, 580 yataklı mevcut hastanenin yerine 400 yataklı bir hastane planlandığını ve bunun yaklaşık üçte birlik kapasite kaybı anlamına geldiğini söyledi. Karabağlar'daki 500 bin nüfusun ve kentin en kalabalık engelli nüfusunun bu durumdan mağdur olduğunu savundu.
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki hizmetlerin kısıtlandığını belirten Kırkpınar, İzmir Tabip Odası'nın Mart 2026'da Tepecik, Suat Seren Göğüs, Behçet Uz Çocuk ve Alsancak Devlet hastanelerinin yenilenmesinin mümkün olmasına rağmen atıl bırakıldığını açıkladığını aktardı.
1947'de kurulan Behçet Uz ile 1857 tarihli Alsancak Devlet Hastanesi'nin dar gelirli hastaların kolay ulaşabildiği köklü kurumlar olduğunu ifade eden Kırkpınar, Selçuk Devlet Hastanesi'nin arazisinin hastane faal durumdayken satış listesine alındığını belirtti.
Buca Tınaztepe'de planlanan ikinci şehir hastanesinin Temmuz 2026 plan raporunda merkez hastanelerin ömrünü tamamladığının ve Bayraklı'ya taşınmalar nedeniyle il genelinde ek yatak ihtiyacı doğduğunun kabul edildiğini söyleyen Kırkpınar, planda 2 bin 250 yatak görünen hastane için bakanın 1.800 yatak açıklamasında bulunduğunu aktardı.
Bayraklı Şehir Hastanesi'nin temelinin 2013'te atıldığını ve "30 ayda bitecek" denilmesine rağmen Ekim 2023'te açıldığını belirten Kırkpınar, personel nakilleri nedeniyle köklü hastanelerdeki randevulu hastaların mağdur olduğunu savundu.
Hastanenin yetersiz personel ve malzemeyle açıldığı, ameliyathanede dikiş malzemesi dahi bulunamadığı, tesisat sızıntıları ve asansör arızaları yaşandığı yönündeki bildirimleri de gündeme getirdi.
Ege Üniversitesi Hastanesi'ndeki personel ve altyapı sorunlarına da değinen Kırkpınar, uzun süre personel alımı yapılmadığını, 300'ün üzerinde hemşire ve 38 radyoloji teknikeri talebine karşılık Ankara'dan yalnızca 40 hemşire kadrosu verildiğini belirtti.
Kadro yetersizliği nedeniyle Merkezi Ameliyathane ve bölgenin en büyük Yanık Merkezi'nin açılamadığını, röntgen ve MR cihazlarının atıl bekletildiğini savunan Kırkpınar; yoğun bakımlarda nöbetçi temizlik personeli eksikliği, binalarda iklimlendirme sorunları ve güvenlik yetersizliği bulunduğunu ifade etti.
Acil serviste yatak ve personel yetersizliği nedeniyle kliniklere yatışların 10 güne kadar uzadığını belirten Kırkpınar, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kronik personel eksikliği, kullandırılmayan izinler ve dinlenme alanı eksikliği nedeniyle çalışan eylemlerinin sürdüğünü söyledi.
Aile hekimliği ve sağlıkta şiddet
Birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yükü de gündeme getiren Kırkpınar, yönetmelikte 2 bin kişiye bir hekim hedeflenmesine karşın İzmir'de ortalama bir hekime 2 bin 900 kişinin düştüğünü belirtti. Bunun hedefin yüzde 45 üzerinde olduğunu ifade etti.
21 ilçede çok sayıda Aile Sağlığı Birimi'nin Aile Sağlığı Çalışanı olmadan hizmet verdiğini belirten Kırkpınar, Bergama, Dikili, Buca, Torbalı ve Konak'ta boş kadrolar bulunduğunu ve aşılama ile gebe takiplerinin aksadığını savundu.
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete de değinen Kırkpınar, şubat ayında Selçuk Devlet Hastanesi'nde 8 saatlik mesai sırasında 72 hasta bakan göz uzmanının darbedildiğini belirtti. Ertelenen cezaların da tepki çektiğini ifade etti.
Eğitimde deprem, sınıf yoğunluğu ve öğretmen sorunu
2026-2027 eğitim öğretim yılının 14 Eylül'de başladığını hatırlatan Kırkpınar, 2020 depreminde yıkılan bazı okulların aradan geçen altı yıla rağmen tamamlanamadığını söyledi.
Bazı yerlerde aynı binada 3 ila 5 okulun eğitim verdiğini ve sınıfların 40 kişiye ulaştığını belirten Kırkpınar, norm fazlası öğretmenlerin ilçeler arasında zorunlu görevlendirildiğini savundu. Gaziemir'den Kemalpaşa'ya yapılan görevlendirmeleri örnek gösteren Kırkpınar, ev kiralarının öğretmen maaşının yarısına ulaştığını ifade etti.
19 Ağustos 2026 tarihli 2026/70 sayılı MEB genelgesinin kıyafet ve dijital kurallar getirdiğini ancak fiziki ve bütçe açıklarına çözüm sunmadığını belirten Kırkpınar, ülke genelinde 100 bin ücretli öğretmen çalışırken 10 bin atamanın konuşulduğunu söyledi.
Okullarda "bağış" adı altında 30-40 bin lira kayıt parası istendiği yönündeki bildirimleri de gündeme getiren Kırkpınar, tuvaletlerde sabun, sınıflarda klima ve akıllı tahta eksiklikleri bulunduğunu savundu.
Tarımda üzüm, süt ve zeytin üreticisinin sorunları
Tarım başlığında kuru ve yaş üzüm fiyatlarına dikkat çeken Kırkpınar, TARİŞ'in kuru üzüm avansını 80 lira, TMO fiyatını ise 95 lira olarak açıkladığını belirtti. Çiftçi-Sen'in maliyeti 93 lira olarak hesapladığını ve talep edilen taban fiyatın 151,50 lira olduğunu aktardı.
Yaş üzüm fiyatlarının 7-8 liraya düştüğünü belirten Kırkpınar, tatlanma eksikliği nedeniyle 1 kilogram kuru üzüm için 7-7,5 kilogram yaş üzüm gerektiğini ifade etti.
Çiğ süt üretim maliyetinin litre başına 28,50 lira olduğunu, referans fiyatın ise 24,30 lirada kaldığını belirten Kırkpınar, üreticilerin damızlık hayvanlarını kesime gönderdiğini söyledi.
Zeytin ve zeytinyağı ihracatının 2026'nın ilk yarısında yüzde 30 gerilediğini belirten Kırkpınar, ABD'nin yüzde 12,5 ek vergisinin pazarı zorladığını söyledi. Ege'de alım fiyatlarının 30 liradan açıldığını ve mazot fiyatının 100 lira sınırına dayandığını da ifade etti.
Körfez, Gediz ve hava kirliliği
İzmir Körfezi'ndeki kirlilik sorununa da değinen Kırkpınar, Haziran 2026'da yapılan dron taramalarında Bayraklı açıklarında kasım ayından bu yana 14. kez dış kaynaklı kirlilik tespit edildiğini belirtti.
Kirliliğin sistematik olduğunun belirtildiğini ve bakanlıklara caydırıcı ceza çağrısı yapıldığını aktaran Kırkpınar, Körfez'den 1,2 milyon ton dip çamuru çıkarıldığını, amfibi araçlarla da 1.000 tonun üzerinde deniz marulu toplandığını söyledi.
İzmit Körfezi'nin temizlik maliyetinin en az üçte ikisini karşılayan bakanlığın İzmir Körfezi'ne siyasi yaklaştığını savunan Kırkpınar, merkezi yönetimin sorumluluğuna dikkat çekti.
Gediz Nehri'ne ilişkin değerlendirmesinde ise İZSU ve MASKİ'nin Kula'dan Körfez'e kadar 59 noktadan her ay su analizi yaptığını belirtti. Murat Dağı'ndan temiz çıkan nehrin sanayi ve tarım atıkları nedeniyle III. ve IV. sınıf, yani orta ve ağır kirli seviyeye düştüğünü savundu.
Azot, fosfor, KOİ, BOİ ve ağır metallerin sınır değerlerin üzerinde olduğunu belirten Kırkpınar, uzmanların suyun hayvanlara dahi verilemeyeceğini ve Menemen Ovası'nda toprak çoraklaşması ile gıda güvenliği riski bulunduğunu söylediğini aktardı. En büyük riskin yeraltı sularının geri dönülemez biçimde kirlenmesi olduğunu ifade etti.
Hava kirliliği konusunda Karşıyaka'da kirliliğin iki katına çıktığını belirten Kırkpınar, Ödemiş, Konak ve Aliağa'da da kirliliğin arttığını söyledi.
7554 sayılı kanunla zeytinliklerin madenciliğe açılmasının Ödemiş, Kiraz ve Kemalpaşa'da tepkilere yol açtığını belirten Kırkpınar, çevre sorunlarının yanı sıra maden ve çöp tesisi konularını da gündeme taşıdı.
Aliağa'da işçi ölümleri ve sanayide finansal sıkıntı
Aliağa'daki gemi söküm, demir-çelik, petrokimya ve limanlarda yaşanan iş cinayetleri, meslek hastalıkları ve çevresel tahribatın araştırılmasını isteyen Kırkpınar, iktidarın bu konuda adım atmadığını savundu.
İSİG Meclisi verilerine göre Aliağa'da 2013-2022 yılları arasında en az 97 işçinin yaşamını yitirdiğini belirten Kırkpınar, 2013-Mayıs 2026 arasında yalnızca gemi söküm sektöründe en az 21 işçinin öldüğünü söyledi.
Gemi söküm tesislerinde iş cinayeti riskinin Türkiye ortalamasının 20 kat üzerinde olduğunu belirten Kırkpınar, üretim baskısı, denetimsizlik, taşeronlaşma ve dayıbaşılık sistemini temel nedenler arasında gösterdi.
Gemi sökümünden çıkan asbest, ağır metal, PCB ve PAH maddelerinin hava, su ve toprağı zehirlediğini savunan Kırkpınar, çalışma hayatı ile çevre sorunlarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
İmalat sanayisindeki istihdamın son iki yıldır düştüğünü belirten Kırkpınar, inşaat, tekstil, gıda ve tarım sektörlerindeki köklü firmaların peş peşe konkordato bildirdiğini söyledi. Kokil Metal ve Sir Hazır Giyim hakkında mühlet kararı bulunduğunu, Denfa Moda ve Havin Gıda'nın ise iflas ettiğini aktardı.
Esnaf, emekli ve öğrencinin geçim sıkıntısı
Kırkpınar, 2026'nın ilk altı ayında Türkiye'de 70 bin 229 esnafın kapandığını belirtti. Hazine destekli esnaf kredilerindeki faiz indirim oranlarının düşürüldüğünü ve büyükşehirlerde basit usulden gerçek usule geçiş baskısının sürdüğünü söyledi.
En düşük emekli aylığının Temmuz 2026'da 23 bin 552 lira olduğunu belirten Kırkpınar, Türk-İş'in Haziran 2026 açlık sınırının 35 bin 759 lira olduğunu ve iki rakam arasında 12 bin liralık fark bulunduğunu ifade etti.
En düşük memur maaşının 70 bin 224 lira olduğunu belirten Kırkpınar, yıllık enflasyonun yüzde 32,11 olduğunu söyledi.
Üniversite öğrencilerinin barınma sorununa da değinen Kırkpınar, 200 bin üniversite öğrencisine karşılık kamu ve özel toplam yurt kapasitesinin yaklaşık 56 bin olduğunu belirtti. Özel yurtların 15 bin 500 ila 55 bin lira arasında değiştiğini, tek başına ev maliyetinin ise 38 bin lira olduğunu ifade etti.
Yıllardır tamamlanamayan projeler
İzmir-Ankara Hızlı Treni'ni de gündeme getiren Kırkpınar, projenin 2013'te "1.080 günde bitecek" denilerek temelinin atıldığını, Temmuz 2026 itibarıyla maliyetin 4,3 milyar liradan 101,4 milyar liraya çıktığını söyledi.
Çandarlı Limanı'nın 2011'de temelinin atıldığını ancak yalnızca dalgakıranın yapıldığını belirten Kırkpınar, projenin rüzgâr platformu üretimine yönlendirildiğini aktardı.
İzmir Limanı ve sulama projelerinin 2028-2029 yıllarına ertelendiğini, OSB arıtma yatırımlarına ise 1.000'er lira "iz bedeli" ayrıldığını söyledi.
Çeşme Projesi'nin yerel yönetimler devre dışı bırakılarak Bakanlık eliyle yürütüldüğünü belirten Kırkpınar, sürecin kent yararına değil, rant odaklı görüldüğünü ifade etti.
Kırkpınar ayrıca iktidarın olası açıklamalarına ilişkin kendi karşı değerlendirmelerini de sıraladı. "İzmir ihracatı büyüdü" açıklamasına karşı sektörlerin yarısının gerilediğini ve emek yoğun firmaların konkordatoda olduğunu savundu.
"En düşük emekli aylığını yükselttik" açıklamasına karşı artışın enflasyon kadar olduğunu ve aylığın açlık sınırının 12 bin lira altında kaldığını belirtti. "Esnafa kredi sağlandı" açıklamasına karşı aynı dönemde 70 bin esnafın kapandığını ve borçlu esnafın faiz desteğinin düşürüldüğünü söyledi.
"Çevre ve Körfez belediyenin sorunu" yaklaşımına karşı arıtmanın yerel yönetimin sorumluluğunda olduğunu ancak havza denetimi, çöp tesisi onayları, sanayi ve gemi söküm denetimleri ile bakanlık desteğinin merkezi yönetimin sorumluluğunda bulunduğunu savundu.
"Bozyaka ve Şehir Hastaneleri modern" değerlendirmesine karşı ise Bozyaka'da yatak kapasitesinin düştüğünü, Bayraklı Şehir Hastanesi açılırken merkezdeki köklü hastanelerin atıl bırakıldığını ve Ege Üniversitesi gibi büyük kurumlara kadro verilmediğini ifade etti.
“İzmir daha fazla zaman kaybedemez”
Basın açıklamasının sonunda İzmir'in sanayisi, tarımı, havası, Körfezi ve altyapısının merkezi yönetimin şehre yönelik politikaları nedeniyle büyük bir tahribat yaşadığını savunan Kırkpınar, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yüksek teknoloji alanlarında daha fazla zaman kaybedilmemesi gerektiğini söyledi.
Ulaşım, su güvenliği, deprem riski ve planlı üretim konularında da eleştirilerini sıralayan Kırkpınar, son 24 yılda şehre fayda sağlayan olumlu adımlar için teşekkür ettiklerini ancak bunun devasa sorunlar karşısında sessiz kalmak anlamına gelmediğini belirtti.
Kırkpınar, İzmir'in kronikleşmiş sorunları için geçici pansumanlar yerine "kalıcı, adil ve acil" çözümler beklediklerini ifade etti.
Bakmadan Geçme