ADALET YOKSA NEDEN YAŞIYORUZ
ADEM ÖRENGÜL
Değerli okurlarım, en iyi adalet, herkese hakkını gecikmeden ve tarafsızca vermektir. Birçok düşünür; Aristoteles’ten Hz. Ömer’e, Rawls’tan günümüzde bile adaleti tam da bu eksende tarif eder. Gecikmesiz ama zamanında adalet, adalettir; geciken adalet adalet değildir. Tarafsız, kişiye, makama, güce bakmadan. Herkesin hak ettiği şekilde, eşitlik değil, hakkaniyet, herkese aynı değil, hak ettiğini vermektir. En mükemmel adalet vicdandır. Ama vicdan bile tek başına yetmez; sistematik ve uygulanabilir olmalı.. vicdansızlar adaletli olamazlar... Bu dünyada adalet yoksa neden yaşıyoruz. Adalet mülkün temeli değilmi? Bir binayı yıkmak için ilk önce temel taşlarını yok etmen gerekir. Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak için temel taşları olan laikliği, hukuku ve eğitimi yok etmek yetiyor. İşte onlarda din adına onu yapıyorlar.
Bu dünyada adalet yoksa neden yaşıyoruz? Bu, insanlık tarihi boyunca filozoflar, düşünürler ve sıradan insanlar tarafından sorulmuş Cumhuriyet de karar kılınmıştır. Adaletin yokluğu veya eksikliği, birçok kişide varoluşsal bir sorgulamaya yol açabilir. Tarihsel olarak, adalet kavramı Platon'un Devletinde ideal bir toplumun temeli olarak ele alınmış, Aristotle ise adaleti erdemlerin en büyüğü olarak tanımlamış. Modern bağlamda, John Rawls gibi filozoflar adaleti "eşitlik ilkesi" ile bağdaştırırken, Friedrich Nietzsche adaleti güç dinamiklerinin bir ürünü olarak görmüştür.
Adaletin "mülkün temeli" olduğu ifadesi, Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'a atfedilen bir sözden geliyor ve hukuk sistemlerinin toplumun istikrarı için vazgeçilmez olduğunu söylüyor Kanuni. Gerçekten de, adaletsizlik ahlaksızıkla eşdeğerdir. Siyasi baskılar, eşitsizlikler, ahlaksızlıkla zulümler başlatır. İnsanları umutsuzluğa sürükler. Bazıları için, adaletsizliğe rağmen mücadele etmek zorunludur. Yargı arayışında olduğu gibi, zorluklar karşısında bile anlam bulmak mümkün. Bu direnç, yaratıcılık veya ilişkiler yoluyla olabilir. Diğerleri içinse yaşam, evrimsel bir süreç veya spiritüel bir yolculuktur. Adaletsizlikler ülkenizi terk etmemize neden olsa da, onları düzeltme çabası birçok insanın motivasyonu olur. Bu, bireysel bir tercih değildir, toplumsaldır. Bazıları adaletsizliği kabullenir, bazıları değiştirir.
Şimdi asıl soruna geçelim olmazmı? Dünyadaki otoriter rejimler Türkiye'yi karıştırmak için elinden geleni yapıyor. Demokrasi seviyesi, insan hakları, basın özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı gibi kriterler üzerinden yapılıyor. Siyasi otoriter rejimler, genellikle tek parti hakimiyetini ister. Çünkü yönetmesi en uygun iklimdir. Sahte seçimler veya hiç seçim olmamasıyla karakterize edilir. Yüksek seçim kurulu'nun (YSK) bağımsızlığı ve tartışmalı, 2 buçuk milyon mühürsüz oyların kabulü bunun en büyük ispatıdır.
Türkiye "Özgür Olmayan" kategoride. Türkiye, otoriter rejimlere göre daha fazla siyasi çoğulculuk sunsa da, baskı altında. Siyasi partiler terör suçlamalarıyla tehdit ediliyor, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hapis cezasıyla Cumhurbaşkanlığı engelleniyor. Otoriter rejimlerde olduğu gibi Türkiye'de yürütme tek adam sistemidir. Yasama ve yargıyı domine ediyor. 2017 anayasa değişikliğiyle güçler ayrılığı zayıfladı..
Human Rights Watch'ın 2025 raporunda Türkiye, otoriter eğilimlerini pekiştirdi! Muhalefet baskı altında, ECtHR kararları görmezden geliniyor, gazeteciler ve aktivistler hapsediliyor. Özgürlükler kısıtlı, toplanma özgürlüğü yasaklarla kısıtlı, kadın hakları protestoları kolluk kuvvetleri ile dağıtılıyor. 2016'dan beri 1500’den fazla sivil toplum kuruluşları kapatıldı.
Türkiye'de de işkence iddiaları, keyfi tutuklamalar var. Basın özgürlüğü sıralaması 180 ülkede arasında 159'uncu iyimi! TRT ve Anadolu Ajansı AKP'nin borazanı, bağımsız gazeteciler tutuklanıyor. 2023'te 40 tan fazla gazeteci hapiste. Dezenformasyon yasası eleştiriyi suç sayıyor. Basın tamamen hükümet kontrolünde.
Türkiye'de yargı hükümet etkisinde; Hakimler ve Savcılar Kurulu hükümet kontrolünde, yargıçlar siyasi nedenlerle atanıyor veya tasfiye ediliyor. 2016'da darbe bahanesiyle 4000'den fazla yargıç kovuldu! Yerine akp gençlik kollarından, hukuk mezunu avukatlar yerleştirildi. Siz buna adalet bağımsız diyebilir misiniz? Türkiye'de de siyasi davalar var. Ama Türkiye'de hala bazı bağımsız kararlar çıkabiliyor, onlarda sınırlı.
Türkiye piyasa ekonomisi ama yolsuzluk yüksek! Deprem sonrası inşaat izinleri skandalları. Bu skandallara ya adalet işlemiyor yada görmezden geliniyor.
Sonuç olarak, Türkiye Adalet yok denecek kadar az. Otoriter rejimlere göre daha iyice olsada, son yıllardaki gerileme devam ediyor. Adaletin temeli zayıfladığında toplumlar istikrarsızlaşır, ama değişim mümkün. Belki seçimler, belkide uluslararası baskıyla. Türkiye'de adalet denilince fıkra aklıma geliyor. Bazen gülümsüyorum. Bazende acı içinde seyrediyorum.