ADEM ÖRENGÜL

DEVLETİN MALI ACI BİBER GİBİDİR

ADEM ÖRENGÜL

Değerli okurlarım, Devletin malı acı biber gibidir! Çıkarken bütün vücudu etkiler. Siyasette de böyledir... Devletin yönetirken haram yediğinizde mühür elden gidince yedi sülalesi etkilenir. Devletin malı deniz derseniz bundan kurtulamazsınız.. Devletin malı yetim hakkıdır. Cenine düşen doğmamış bebeğin hakkı vardır. Hiç bir dinde amaç için haram yemek caiz değildir.

 

Acı biber yediğin anda sadece damağını değil; boğazını yakar, gözlerini yaşartır, burnun akar, terlersin, hatta bazıları için saatlerce mideyi, bağırsakları rahatsız eder. Yani tek bir lokma, vücudun her hücresine yayılır. Yerel bir eylem değil, sistemik bir etki yaratır. Bunu siyasetin bir yönetici, vekil, bürokrat ya da herhangi bir kamu görevlisi devletin parasından, ihalesinden, makamından, imkanından haksız bir şey aldığında, rüşvet, usulsüzlük, zimmet, torpil, kayırmacılık vs. Bu sadece o kişinin cebine gitmez. O eylem tüm sülalesini, toplumu, devlet mekanizmasını, güveni, gelecek nesilleri etkiler. Çıkarken bütün vücudu etkiler; İnsan genelde "bir kere aldım, bitti, kimse görmedi" der. Ama acı biber gibi: Çıkarken, makamdan inerken, emekli olurken, yargılanırken, hatta hayattan göçerken hala yakmaya devam eder. Skandallar patlar, dosyalar açılır, medya didikler, aile fertleri "o kişinin yakını" diye damgalanır. Torunlarının torunları bile "babasının dedesi şuydu diye hatırlanır. Acı biberin etkisi geçici sanılır ama reflü yapar, gastrit bırakır, yıllarca sürer. Siyasette de öyle; Haram lokma mideyi değil, vicdanı ve itibarı yıllarca, nesiller boyu rahatsız eder.

 

Türkiye'de hala görülüyor: Bir siyasi figür yolsuzluktan düşürüldüğünde, ailesi, çocukları, yeğenleri bile "o hırsızın yakını" etiketiyle yaşıyor. İş başvurularında, evliliklerde, toplum içinde dışlanmada, hatta bazen hukuki süreçlerde bile sirayet ediyor. Bu metafor diyor ki: Kamu malına uzanan el, sadece kendi elini değil, soy ağacının tamamını yakar. Acı biberin yağı deriye işler gibi, haramın lekesi nesillere geçer. Devletin malı deniz derseniz bundan kurtulamazsınız. Halk arasında çok yaygın "devletin malı deniz, yemeyen keriz" lafı var ya, ona direkt cevap veriyor. Deniz sonsuz görünür ama değil. Kirletirsen balıklar ölür, kıyılar kokar, ekonomi çöker, turizm biter, halk aç kalır. Sonsuz sanıp hoyratça harcarsan, borçlanırız, enflasyon patlar, gençler iş bulamaz, hastaneler ilaçsız kalır, okullar çürür. "Bir damla ne ki?" diye başlarsın, sonra bütün deniz zehirlenir. Kurtulamazsın, çünkü sonuçta sen de o denizden içmek zorundasın. Devletin malı yetim hakkıdır. Cenine düşen doğmamış bebeğin hakkı vardır. Hz. Ömer'in "yetimin malını yemekten Allah'a sığınırım" hassasiyetine, fıkıhtaki "kamu malı emanettir" ilkesi vardır. Cenine düşen doğmamış bebeğin hakkı vardır. Henüz anne karnında bile gelecek neslin hakkı var. Bugünkü nesil kamu kaynaklarını çarçur ederse, yarın doğacak çocuklar fakirlik, eğitimsizlik, sağlıksızlık içinde doğacak. Yani haram yemek sadece yaşayanları değil, henüz yaratılmayı bekleyen ruhları da mağdur ediyor. Bu yapanlar sadece  ahlaksız değil; vicdana saplanmış bir hançerdir.

 

Sonuç olarak hiç bir dinde amaç için haram yemek caiz değildir. Machiavelli'ye net bir reddiye. İslam'da, Hristiyanlıkta, hatta evrensel ahlakta bir amaç uğruna kötü araç meşru değildir. Çünkü haram araç, amacı da kirletir. Dini kurtarmak için aldım" desen bile, o din zaten o kirle zehirlenmiş olur. Devletin malı yetim hakkıdır. Yiyen yedi sülalesinden geri alınır. Kimsenin hakkı kimsede kalmaz....

Yazarın Diğer Yazıları