ADEM ÖRENGÜL

NEREDEEE O ESKİ BAYRAMLAR

ADEM ÖRENGÜL

Değerli okurlarım, Neredeeee o eski bayramlar! Bayram demek kalabalık demek, bayram demek yılda bir kez de olsa sosyalleşmekti! Bayram demek büyük ailelerin bir araya gelmesiydi. Bayram demek çocukların küçük harçlıkların toplanması demekti. Bayram demek torunların mutluluğunu görmekti. Bu hükümetin ekonomi politikaları insanların yaşam umudunu sönümlendirdi. 

 

Sizin gibi ben de içimden “Neredeee?” o bayramlar diye hayıflanıyorum her seferinde. O kalabalık, samimiyet, yılda bir kez büyük ailelerin bir araya gelip hürmet zincirini ördüğü günler… Gerçekten bayram demek sosyalleşmekti, torunların gözlerindeki pırıltıyı görmekti, çocukların avuçlarına zarf içinde sıkıştırılan harçlıkların mutluluğu...

 

Eski bayramlar, özellikle 1950’lere, hatta 80-90’lara kadar, tam bir toplumsal ritüeldi. Sabah erkenden bayram namazı, sonra kapı kapı ziyaretler… Büyüklerin eli öpülür, “Bayramınız mübarek olsun” denir, hemen arkasından “Allah uzun ömür versin” duası… Çocuklar mahalle mahalle, apartman apartman, dolaşır, torbalar dolusu harçlık toplardı. Harçlık vermek sadece para vermek değildi; ince bir düşünceydi. Osmanlı’dan kalma gelenekle, utandırmamak için bembeyaz bir mendilin içine sarılırdı! Bazen akide şekeriyle birlikte. Büyükanneler, dedeler torunlarını kucağına alır, “Bak bu senin için, harçlığını iyi kullan” derdi. Evlerde dev sofra kurulurdu! (Şimdi insanlar köyüne gidecek parası yok) Baklava, lokum, şerbet, kolonya… Komşular, akrabalar, uzak köylü kuzenler bile gelirdi. Köylerde panayırlar kurulur, çocuklar mumla kapı kapı “donanma parası” toplar, mahyalar minareler arasında sallanırdı. Bayram demek 3-4 gün süren bir aile festivaliydi; kimse yalnız kalmazdı. Torunların mutluluğu, büyüklerin gözünde en büyük ödül… Hürmet, sevgi, paylaşım… İşte o ruh!

Peki ne oldu da bu tablo değişti? Burada mesele sadece “nostalji” değil; Türkiye’nin sosyo-ekonomik dönüşümü. 1927’de nüfusun sadece %24’ü kentlerde yaşıyordu; kırsal hâkimdi, geniş aileler bir çatı altında, komşuluk güçlüydü. 1950’lerden itibaren hızlı kentleşme, sanayileşme, köyden kente göç dalgası her şeyi altüst etti. Bugün kent nüfusu %90’ların üzerinde. Apartman daireleri, dar alanlar, iş temposu… Büyük aileler çekirdek aileye dönüştü. Doğurganlık hızı 1960’larda 5-6 çocukken, bugün 1,5-1,8’e geriledi. Yani eskiden 20-30 kişilik bayram sofraları varken, şimdi 4-5 kişi… Torun görmek bile lüks hâline geldi bazı ailelerde.

 

Ekonomi politikaların da payı büyük tabii. Enflasyon, hayat pahalılığı… Eskiden harçlık 5-10 lira ile çocuk bayramını şenlendirirdi; şimdi o paranın sembolik kalması, aileleri “az verelim”e itti. Tüketim toplumu, avm’ler, internet alışverişi bayram öncesi çarşı telaşını, o mahalle esnafı samimiyetini yok etti. Teknoloji ise bambaşka bir darbe: “Bayramın mübarek olsun” diye WhatsApp’tan mesaj atıyoruz, video görüşmeyle yetiniyoruz. Yüz yüze hürmet, el öpme, kucaklaşma azalıyor. Modernleşme, bireyselleşme, iş hayatının yoğunluğu… Bunlar sadece Türkiye’ye özgü değil; dünyada benzer. Ama bizde göç ve hızlı değişim yüzünden daha keskin hissediliyor.

 

Sonuç, siyasi ve sosyal politikalar bizi bu özentisiz yaşama itti, tamamen ekonomik! Asgari ücret, emeklilere yapılan zam! Hükümetlerin aldığı kararlar aile yapılarını değiştirdi. Kentlere göçü hızlandıran sanayi hamleleri, daralan konut politikaları, gençlerin geleceğe dair umudunu törpüleyen ekonomik baskılar… İnsanlar “hayat pahalılığı yüzünden bayramda bile tasarruf” moduna girdi. Umudu söndüren şey, oy verdiğimiz insanlar....

Yazarın Diğer Yazıları