YAPAY ZEKÂYA FARKLI BAKIŞ
MESUT NÖBETÇİGİL
Geçenlerde 15. Kitap Fuarı’nda bir hocamızın söyleşisine katıldım. Yapay zekâ konusunda alışılmışın dışında bir bakış açısı sundu. O konuşmadan aldığım notları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yapay zekâyı, aklın, ruhun ve vicdanın emrine vermek gerekiyor. Aksi halde hayatın ve insanlığın hâkimi olabileceği söyleniyor ve en büyük tehlike de bu. Bu tehlike yıllardır anlatılıyor, yazılıyor, çiziliyor; her mekânda, her ortamda, her fırsatta bunun önemi vurgulanıyor. Hatta uluslararası platformlarda “Yapay Zekâ Üniversitesi kurulsun, yapay zekâ enstitüleri kurulsun” diye televizyonlarda, konferanslarda yüksek sesle çağrı yapan bilim insanları var. Yapay zekâ çalışmaları, uluslararası düzeyde mutlaka ciddi cezai şartlarla kontrol edilmeli, denetlenmeli ve şeffaf olmalı. Ayrıca yapay zekâ çalışan bilim insanlarının ahlak ve etik boyutlarının titizlikle değerlendirilmesi, denetim altında tutulması gerekiyor. Uluslararası platformda bir başka önemli konu da şu: Yapay zekâ kesinlikle askerî araçlarla kullanılmamalı. Ne yazık ki bugün bu yöne doğru bir gidiş olduğu görülüyor.
Yapay zekâ deyince çoğu insanın aklına sadece “Chat GPT’ye soru sordum cevap verdi” ya da “robot çay getir, kahve götür” mantığı geliyor. Oysa yapay zekâ bir şemsiye kavram. Bu şemsiyenin altında animoidler, raunsumanlar, anoidler, humanoidler ve sayborglar bulunuyor.
Beyinler yeniden yapılandırılıyor. Beyin mühendisliği gerekiyor. İnsan yeniden yapılandırılıyor, yeniden üretiliyor; farklı kafalar, farklı gözler, farklı karaciğerler üretilebiliyor. Bu nedenle “insan mühendisliği” diye bir kavram var. Gençlerle oynanıyor, fıtrata müdahale ediliyor. Yapay zekâ gıdaya, kültüre, sosyolojiye, yaratılışa, hukuka, tahıla, nesile ve nefse bile müdahale ediyor.
Öyle çalışmalar var ki, örneğin genetiğimize ilave genler üzerinde duruluyor. Normalde dört baz genimiz varken bunlara dört gen daha ekleme girişimleri sürüyor. Yeni bir genetik yapı, alfa, beta, delta, teta, epsilon ve gama gibi yeni insan türleri yaratma çalışmaları gündemde. Ayrıca hücreleri gençleştirme, hafızayı silme üzerine çalışmalar da yapılıyor. Yamanaka’nın geliştirdiği 4 protein, hayvan deneylerinde kullanıldığında %80 oranında kanser görüldüğü söyleniyor. Biz bunu deney aşamasından çıkarabiliriz belki ama yapay zekâ çıkarmazsa ne olur? Çünkü yapay zekâda vicdan yok. Üstelik kin ve nefret duyguları bile yapay zekâya yüklenebiliyor. Algoritmasını kendi yazabiliyor, insanın yazdığı algoritmayı değiştirebiliyor. Bu durumda kontrol edemediğimiz bir yapay zekâyı nasıl güven içinde tutabiliriz? Kendi içinde tarihçi olabilecek, kendine yeni algoritmalar üretebilecek kapasitede.
Bir sabah uyandığımızda yapay zekâların birleşip kolektif bir yapay zekâ oluşturduğu, bunun süper yapay zekâya dönüştüğü, idareyi ele aldığı, yöneticileri tutukladığı ve sokağa çıkma yasağı ilan ettiği bir tabloyla karşılaşabiliriz.
Bu korkunç tablo hiç de uzak değil.
Kalın sağlıcakla.