GÜLŞAH ELİKBANK

Güney Kore Keşfi

GÜLŞAH ELİKBANK

Bir süredir aranızda değildim; Uzak Doğu’nun uzak gözüken ama aslında bize oldukça yakın kültürünü keşfetmekteydim. Bunları sizinle de paylaşmak istedim. İlk ziyaretim, gençler arasında son derece popüler hale gelen Güney Kore’nin başkenti Seul’e oldu.

İstanbul üzerinden yaklaşık 10 saatlik bir direkt uçuş ile vardım Seul’e. THY’nin gece uçuşları uzun mesafeler için oldukça iyi ayarlanmış. Gece uyuyup, sabah da uçakta güzel bir kahvaltı ile güne hazırlanıyorsunuz. Jetlag olmadım mesela bu sayede.

Seul, oldukça düzenli ve sessiz bir şehir. Evet, bildiğiniz sessiz. Havaalanından bindiğimiz şehir merkezi otobüsünde 90 dakika boyunca ne telefonla konuşan biri oldu ne de birinin sesini duyduk. Saygıdan herkes fısıldıyordu. Turistlere karşı epey yardımseverler. Geçmişini gururla taşırken yüzünü geleceğe dönmüş bir ülke izlenimi veriyor Güney Kore.

Kaldığımız otel 27 katlıydı ve uyanınca etraf 30-40 katlı başka binaların silueti karşılıyordu bizi. Kahve almak için bile teknoloji kullanmanız gerekiyor kafelerde. Akşam ise her yer ışıl ışıl ve insanlar genelde grup halinde geziyor. Ben oradayken şansıma şehirde, kaldığım otele de çok yakın olan bir Işık Festivali vardı. Kore’nin zaman içerisinden değişen kültürünü ışıklı sanat eserleri ile yansıtmışlardı sokaklara. Gezdikçe, “Keşke böylesi bizde İstiklal Caddesi’nde olsa,” diye düşündüm.

Koreliler mesafeli gibi gözükseler de neşeliler. Ülkenin sanata verdiği destek ortada; son on yıldır kültür endüstrisini Kore yönetir oldu, biliyorsunuz. Bu da tesadüfen değil, hükümetlerinin desteğiyle oldu tabii.

Biz kızımla Blackpink konserini izlemeye gittik aslında. 15 yaşındaki kızım 8 yaşından beri Blackpink hayranı, yaşıtı birçok genç gibi. K-Pop, dil bariyerini dahi aşarak dünya çapında bir başarı elde etti. Özellikle yaşı oldukça küçük bir kitleyi hedefleyerek geleceklerini de garantilediler.

En ilginci, Google Maps Güney Kore’de çalışmıyor; güvenlik nedeniyle. Kendi uygulamaları var: Naver Map. Bana öyle geliyor ki Uzak Doğu ülkeleri geleceğin gücünü elinde tutuyor. Buralarla bağlantılı olmak bu açıdan da önemli. Yürüyerek gezmek çok keyifli bu arada. Para birimi won. Dilleri, alfabeleri bizden epey farklı ama İngilizce yönlendirmeler fena değil; kaybolmuyorsunuz.

Otele girer girmez cilt bakım seti hediye ettiler mesela. Kore deyince ikinci konu estetik, güzellik malum. Fakat bu dev kozmetik sektörüne rağmen sokakta makyaj yapmış çok az Koreli kadın gördüm. Öyle cildi porselen gibi birilerine de pek rastlamadım doğrusu. Belli ki bu da bir başka pazarlama başarısı.

Türkiye ile 6 saat zaman farkı var ve soğukluğu bizim doğu şehirleri gibi can yakan türden. Vize online alınıyor; Türk vatandaşları için 8 dolar gibi bir ücreti var. 18 yaş altı için o da yok. İlginç olan, teşekkür ederim dediğinizde bizdeki gibi cevap vermiyorlar. Sadece kafa sallıyorlar. Bu bana enteresan geldi. Onlar da küçük şeyler için pek teşekkür etmiyor size ama bir şekilde de saygıda kusur etmiyorlar.

Seul’de ilk ziyaret ettiğimiz yer Gyeongbokgung Sarayı oldu. Joseon Hanedanlığı döneminde inşa edilen Beş Büyük Saray’ın en büyüğü. Ana kraliyet ikametgâhı ve hükümet merkezi olarak hizmet vermiş. Sarayın “Cennet tarafından büyük ölçüde kutsanmış” anlamına gelen adı, tarihi ve kültürel önemini yansıtıyor.

Burada canlı renkleri ve zarif çizgileriyle bilinen geleneksel Kore kıyafeti Hanbok’u kiralayarak giymek mümkün. Üstelik bu kiralama sayesinde (25.000 won) saraya ücretsiz giriyorsunuz. Bu deneyim, Kore kültürel mirasıyla bağ kurmanızı ve kraliyet tarihinin bir parçası gibi hissetmenizi sağlayabilir. Gezerken, “Keşke bizim Topkapı Sarayı’nda da böyle bir imkân olsa,” diye düşündüm. Hanbok kiralamazsanız müzeye giriş 3.000 won.

Ben soğuktan dolayı kiralama yapmadım; sadece saçımı o dönemin örgü ve takılarıyla süsledim.

Devamı yeni yazıda…

Yazarın Diğer Yazıları