GÜLŞAH ELİKBANK

GÜNEY KORE'NİN GİZEMİ

GÜLŞAH ELİKBANK

Geçen yazımda Güney Kore ve Seul’e dair ilk izlenimlerimi paylaşmıştım. Yerimiz yetmeyince, anlatacaklarımın devamı bu yazıya kaldı.

Bir yazar olarak, sosyal medyada sıkça karşıma çıkan ve “dünyanın en büyük kütüphanelerinden biri” olarak tanıtılan Starfield Kütüphanesi’ni görmek benim için önemliydi. Ancak bir alışveriş merkezinin içinde yer alan bu kütüphane, popülerliği nedeniyle artık okurlardan çok, fotoğraf çektirmek isteyenlerin uğrak noktası hâline gelmişti. Öylesine kalabalıktı ki, ne kitaplara bakmak mümkündü ne de içinde rahatça dolaşmak. Üstelik anlatıldığı kadar büyük de değildi. Sosyal medyada içerik üreticilerinin abartılı anlatımları burada da kendini göstermiş gibiydi.

Neyse ki aynı alışveriş merkezinin yemek katı oldukça keyifliydi. Dünya mutfağından birçok örnek vardı; hatta bir Türk restoranı da bulunuyordu. Bizim tercihimiz ise, bulunduğumuz ülkeyi daha iyi anlayabilmek adına Kore mutfağından yana oldu.

Koreliler, Japonlar gibi oldukça zayıf ve formda insanlar. Bunun sırrı büyük ölçüde mutfaklarında gizli. Kimchi dedikleri turşumsu fermente yiyecek, neredeyse her sofrada baş köşede. Bizler turşunun bağırsaklara faydasını yeni yeni hatırlamaya başlarken, onların mutfağında fermente gıdalar zaten temel unsur. Bunun yanında otlar, yosunlar, şeffaf noodle’lar, kendi yağında pişen etler, yağ eklenmeyen, lapa kıvamında ve tuzsuz pilavlar… İşin ilginç yanı, tüm bu sade yiyeceklerin hem lezzetli hem de doyurucu olması. Ekmek ise sofrada yok. Üstelik bu yemekler oldukça da ucuz. Uzak Doğu’da insanların yemeğe ayırdığı zaman ve yemeği bir keyif olarak görmesi hoşuma gitti doğrusu. Bu durum, kendilerine verdikleri önemin de bir göstergesi aslında.

Kütüphane sonrası ikinci durağımız Hongdae Caddesi oldu. Gençlerin yoğunlukla vakit geçirdiği, alışverişin ve sokak kültürünün öne çıktığı bir cadde. Bizdeki Kadıköy’ü andırıyor. En çok ilgi gören mağazalar ise kozmetik ürünler satanlar. Hassas bir cildim olduğu için alışveriş yapmadım ama elleri dolu torbalarla çıkan insanları görmek zor olmadı.

Tüm bu geziler sırasında hava eksi 15 dereceydi ve sert rüzgâr adeta iliklere işliyordu. Kış aylarında Kore’de dış mekânlarda uzun süre vakit geçirmek bu yüzden oldukça zor. Neyse ki iç mekânlar keyifli ve sıcak.

Bu seyahat sırasında Kore Ulusal Üniversitesi’nden Kore Halk Bilimi alanında çalışan iki değerli profesör ve eşleriyle de bir araya geldim. Bizi geleneksel bir Kore restoranında ağırladılar. Kore kültürü, mitolojisi, efsaneleri ve gelenekleri üzerine uzun bir sohbet yaptık. Bu ziyaret vesilesiyle, çok okunan ve sevilen çocuk romanım Medusa’nın Pusulası’nın Koreceye çevrilmeye başlanması da benim için ayrı bir mutluluk oldu.

Peki, sıkça izlediğimiz Kore dizilerindeki o masum romantizm gerçek hayatta var mı? Açıkçası hayır. Ancak bana kalırsa, o dizilerle birlikte kaybolan değerleri ve özlemleri yeniden gündeme getiriyor, toplumlarına bunları hatırlatmak istiyorlar. Bence bunu da oldukça iyi yapıyorlar.

Zaten tüm bunları ve daha fazlasını festival zamanı yeniden konuşuyor olacağız.

Yazarın Diğer Yazıları