- Haberler
- Özel Haber
- Siyasetin Provası Kürsüde, Gerçeği Masada
Siyasetin Provası Kürsüde, Gerçeği Masada
İzmir'de son birkaç gündür siyasetin içinde çok şey izledim. Kürsülerde özgürlük, şeffaflık ve halktan söz edilirken gündelik hayatta kurulan tek bir cümle, siyasetin gerçek yüzünü çok daha açık gösterebiliyor.
Haberin Özeti
- • Basın özgürlüğü yürüyüşünden bir gün sonra yaşadığım kısa bir diyalog, siyasette söylenenlerle yapılanlar arasındaki mesafeyi yeniden düşündürdü. Çünkü artık yalnızca kimin ne söylediğine değil, söylediği sözün karşısına gerçek hayat çıktığında nasıl davrandığına bakmak gerekiyor.
Son birkaç gündür İzmir’de siyasetin içinde çok şey izledim.
Kongre salonlarında oturdum, açıklamalar dinledim, siyasetçilerle konuştum, vatandaşın arasına girdim. Soru sordum, cevap dinledim.
Şunu çok net gördüm:
Siyaseti anlamak için saatlerce konuşma dinlemeye gerek yok.
Bir bakış, bir tavır, kurulan tek bir cümle insanın siyaset anlayışı hakkında çok şey anlatıyor.
Geçtiğimiz günlerde İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin basın özgürlüğü için düzenlediği yürüyüşe katıldım.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, milletvekilleri, belediye başkanları, ilçe başkanları, gazeteciler ve çok sayıda vatandaş oradaydı. Katılım gerçekten çok yüksekti.
Gazetecinin haber alma hakkından söz edildi. Basının özgür olması gerektiği anlatıldı. Halkın doğru bilgiye ulaşmasının demokrasinin temel şartlarından biri olduğu vurgulandı.
Bunları dinlerken mutlu oldum.
Çünkü basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin sorunu değil. Gazeteci soru soramıyorsa vatandaş da gerçeğe ulaşamaz.
Ertesi gün yaşadığım küçücük bir olay ise bütün bu konuşmaları yeniden düşünmeme neden oldu.
Bir siyasi partinin il kongresindeydim.
Ara verildiğinde yakındaki bir kafeye geçtik. Ekip arkadaşlarım daha sonra kalktı, ben masada kaldım. O sırada yer arayan bir grup gördüm. Kafede boş masa olmadığı için masamı paylaşabileceklerini söyledim.
Grubun içinde partide görev yapan bir siyasi ilçe başkanı da vardı.
Bir süre sonra kendimi tanıttım.
Gazeteci olduğumu söyledim. İletişim halinde olmanın faydalı olacağını düşündüğümü belirttim ve telefon numarasını rica ettim.
Aldığım cevap şuydu:
“Sizi tanımıyoruz. Önce ziyaretimize gelin, tanışalım.”
İşte orada durdum.
Basın kartımı görmek isteseydi anlardım.
Karşınızdaki kişinin kim olduğunu teyit etmek istemek son derece doğal ve önemli.
Ama “Önce ziyaretimize gelin” cümlesi başka bir şeyi anlatıyordu.
Benim takıldığım yer de buydu.
Gazetecilik tanışıklık üzerinden yapılan bir iş değil.
Bir siyasetçiyi önceden ziyaret etmiş olmak, onunla yakınlık kurmak ya da kişisel bir ilişki geliştirmek soru sormanın şartı olamaz.
Bu küçük olay bana son dönemde siyasette sık sık gördüğüm daha büyük bir sorunu yeniden hatırlattı:
Söylenenle yapılan arasındaki mesafeyi.
Siyasette artık kimin ne söylediğinden çok, söylediği sözün arkasında ne kadar durduğuna bakıyorum.
Çünkü büyük cümle kurmak kolay.
Şeffaflık demek kolay.
Halk demek kolay.
Zor olan, o sözlerle çelişen bir durum çıktığında aynı ilkeyi koruyabilmek.
Bugün siyasette en çok bunun eksikliğini görüyorum.
Bir siyasetçi başka bir partiye geçiyor.
Dün birbirine sert sözler söyleyenler bugün aynı masaya oturuyor.
Birbirine uzak görünen partiler ittifak yapıyor.
Bunların hiçbirine baştan yanlış demiyorum.
Siyaset değişebilir.
İnsan fikrini değiştirebilir.
Şartlar değişebilir.
Ama o zaman da açıklama gerekir.
Neden?
Neden şimdi?
Neden bu kişiyle?
Neden bu partiyle?
Ve bunun vatandaşa ne faydası olacak?
Çünkü kararın sonucunu göstermek yetmez.
Gerekçesini de anlatmak gerekir.
İzmir’de siyasi gündem çok hareketli.
Kongreler yapılıyor.
Partiler birbirine cevap veriyor.
Açıklamalar geliyor.
Yeni ittifaklar, yeni pozisyonlar, yeni tartışmalar konuşuluyor.
Ama sokağa çıktığınızda vatandaşın gündemi çok daha sade.
Ulaşım.
Su faturası.
Trafik.
Otopark.
Çöp.
Ruhsat.
Kentsel dönüşüm.
Esnafın ayakta kalma çabası.
Vatandaşın siyasetten beklediği şey büyük ideolojik cümleler değil.
Hayatının biraz daha kolaylaşması.
Ben sahada bunu çok net görüyorum.
İnsanlar artık yalnızca “Kim ne dedi?” diye bakmıyor.
“Benim hayatımda ne değişecek?” diye soruyor.
Bence gazeteciliğin görevi de burada başlıyor.
Siyasetçinin ne anlatmak istediğini değil, vatandaşın neyi öğrenmek istediğini sormak.
Hazırlanmış basmakalıp cevaplar yerine gerçek cevabı bulmak.
Cevap eksikse ikinci soruyu sormak.
Çelişki varsa yeniden sormak…
Ben artık siyasette insanların söylediklerinden çok, söyledikleriyle karşı karşıya kaldıkları anda ne yaptıklarına bakıyorum.
Çünkü siyaset en çok kendini o zamanlarda gösteriyor.
Kürsüde değil.
Hazırlanmış konuşmada değil.
Gündelik hayatta, kimsenin metne bakmadığı anda.
Bu hali çok daha şeffaf…
Bakmadan Geçme