DUR SEV GÖR
Hatice Çakır
Mahkeme salonu kalabalıktı. Ama Ayla için herkes uzaktı. Sesler vardı; insanlar konuşuyor, kelimeler birbirine karışıyordu. Sadece bir cümleyi net duyuyordu: “Bu karar, Ayla’nın iyiliği için.”
Ayla on yedi yaşındaydı. Anne babasının kavgaları ile büyümüştü küçük evlerinde. On bir yaşındayken yaşadığı zorbalık, sessiz hayatının başlangıcı olmuştu. Okulun bodrumunda, çok korktuğu farelerin, böceklerin arasında geçirmişti o geceyi. Tuvalet gider borularından akan pis suların ıslattığı o iğrenç gece, hayatının en kötüsüydü.
Üstelik ertesi gün, yine kimseye görünmemeyi başararak onu oradan çıkaran zorba arkadaşlarının “Birine bir şey söylersen seni, anneni, babanı öldürürüz” diye tehdit etmeleri ve bu cümleyi her gün tekrarlamaları onu sessizliğe büründürmüş; annesi ve babasını cevapsız sorularla baş başa bırakmıştı.
Yıllar içinde ilerleyen hastalığı, Ayla’nın geri dönüşü olmayan engeli olduğuna ve kendi kendine yetemeyeceğine inandırmıştı ailesini.
Mahkeme salonunda annesi ağlıyordu. Babası başını eğmişti.
“Biz öldükten sonra ne olacak? Kim bakacak ona? Ya bir çocuk olursa? O çocuğa kim bakacak?” dedi annesi. Salon bir an sessizleşti.
Doktor konuştu: “Bireyin zihinsel kapasitesi sınırlı. Kendi başına çocuk yetiştirmesi mümkün görünmüyor. Bu yüzden tıbbi müdahale öneriyoruz.”
“Tıbbi müdahale…”
Ayla bu kelimeyi anlamıyordu. Ama herkes konuşurken, içinden sanki bir şey koparılıyormuş gibi hissediyordu.
Hakim Ayla’ya döndü. “Ayla, sen çocuk ister misin?”
Ayla gülümsedi. Salondakilerin bir kısmına göre gözleri “isterim” demişti. Bir uğultu yükseldi.
Avukat ayağa kalktı:
“Sayın Hakim, burada tartışılan şey bir ameliyat değil; bir insanın geleceği. Bir hakkın geri dönüşü olmayan şekilde elinden alınması.”
Anne dayanamayıp bağırdı:
“Biz kötü müyüz? Onu korumak istiyoruz!”
Baba “Biz kızımızın daha mutlu yaşamasını istiyoruz ”
Ayla annesine, babasına baktı. Annesinin gözlerinde korku vardı. “Anne!” dedi
Annesi “Merak etme bir şey yok birtanem” dediğinde,
Hiçbir şey hissetmemenin yolunu çoğu zaman kendi hayal alemine kaçarak bulan Ayla oyuncak bebekli dünyasına geri döndü.
Sunulan heyet raporları, aylar süren celseler… Sonunda karar günü geldi.
Hakim dosyayı kapattı. Herkes ayaktaydı. Ayla farkında olmadan belki de hissederek elini karnına götürdü. Annesi şaşkın şaşkın onun eline, yüzüne sonra hakime baktı.
Hakim :“Bu mahkeme, bireyin beden bütünlüğü hakkını esas alır. Ancak…bireyin kendini koruyamayacağı durumlar da göz önünde bulundurulmalıdır.”
Salondaki herkes nefesini tuttu.
Ayla hiçbir şeyi anlamıyor ancak bir şeyin değişeceğini de hissediyordu.
Karar açıklandı. Ve o anda…kimse gerçekten kazanmadı.
Yıllar sonra…
Ayla bir parkta oturuyordu. Yanında sevdiği bir adam vardı. Elini tutuyor, gülümsüyordu. Uzaktan bir çocuğa baktı; “Anne” seslerini duydu. Elini karnına götürdü ve içinde büyüyen boşluğu