SIRDAŞ
Seda Öztürk
Beni görmek istiyordu. Bu hikâyeyi tekrar hatırlamak istiyor muyum, bilmiyordum. Yine de “Olur” dedim, çantamı alıp evden çıktım.
Deniz manzaralı, en sevdiğimiz kafede buluştuk. Erken gelmişti, ön masada oturmuş yağmuru izliyordu. Yıllarca burada oturup hayatı en dar yerinden çekiştirip içine sığabileceğimiz hale getirmeye uğraştığımızı hatırlıyorum. Sonunda ne o benimkine sığabildi ne de ben onunkine. Bir şekilde kopup gittik birbirimizden...
Yanına oturdum sessizce. Konuşmayı o başlattı.
-Hiç değişmemişsin.
Omuzumu silktim.
-Çok uzun zaman oldu, sanırım bir sorunun var ki beni aradın.
Kısa bir sessizlik oldu. Tekrarladı.
-Hiç değişmemişsin.
Bana dönüp anlatmaya başladı. Boşanmış, sonrasında da kimseyle birlikte olamamış. Anne ve babası vefat etmiş. Onlardan kalanlarla yaşamaya devam ediyormuş.
-Çocuklar yurtdışında, oğlan bazen arıyor ama kızımla tamamen koptuk. Aramalarıma bile cevap vermiyor.
Kalbimde tiz bir sızı hissettim. Ama bir yandan da yüzüme hafif bir tebessüm yerleşti. Çok yalnız olmalı ki beni aramıştı. Anlattım ben de bunca yıl yaşadıklarımı. Çantasından bir paket sigara çıkarıp yaktı.
-Şaşırma çok değiştim.
Yine sustuk. Üçüncü sigarasını söndürdü. Derin bir nefes aldı.
-Ölüyorum. Üç ay önce teşhis kondu. Son evredeymişim.
Tüm hüznü masanın üzerine bırakıp sandalyesine yaslandı. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Kelimeler dilimde, kocaman taşlar kadar ağırdı. Ağzımı her açışımda içime geri yuvarlandılar.
-Üzüldüm. Eski defterleri mi kapatıyorsun, bunun için mi buradayım?
-Ben seni hiç kapanacak bir defter olarak görmedim ki. Senin hikayen ben de hiç bitmedi. Her gün içimden seninle konuştum. Hatta ilk kez geçen hafta cevap verdin. ‘Tamam’ dedin bana.
Aklım karışmıştı, sanırım onunki benden daha da karışıktı.
-Ne için tamam dedim?
-Bunu sadece seninle yapmak istiyorum. Daha fazla hastane kokusuna katlanamam. Kendi hayatımı kendim sonlandırmak istiyorum.
“Saçmalık” diye bağırdım, sesim bana yabancıydı.
- Senden isteğim öyle düşündüğün gibi değil. Bu gerçekleşirken sadece yanımda olmanı istiyorum. Ben her şeyi ayarladım.
-Ne demek her şeyi ayarladım? Kiralık katil mi tuttun, fare zehiri mi aldın?
Bu buluşmayı hiç böyle hayal etmemiştim. Beni özlediğini söyleyecek, ben biraz trip atıp hesap soracağım, sonra öpüşüp ayrılacağız ve kim bilir tekrar ne zaman görüşeceğiz?
-Bazı siteler var, otanazi ilaçları satıyor. Yasal değil tabi, uzun bir zamandır uğraşıyorum alabilmek için. Geçen hafta geldi haplarım.
-İyi haplar gelene kadar ölmemişsin.
Korkmuştum, ne dediğimi bilmiyordum.
-Bu kadar uğraşmadan gitmeyi çok isterdim ama buradayım işte.
Boğazımdaki kayalar artık gönlüme inmişti. Bir an nefes alamadım. Oturduğum yerden kalktım sahile yürüdüm. Denize yüzümü verdim. İyot kokusunu içime çekerken ciğerlerim yandı. Göz yaşlarım yağmurla birleşip çenemden akarken yangınımı söndürmek için göğsümden aşağı indiler. Hiç işe yaramadı. Alevler daha da harlandı.
Yanıma geldi, elimi tuttu.
-Sadece bunu istiyorum. O an geldiğinde böyle elimi tutmanı. Başka hiçbir şey beklemiyorum senden.
-Bu haksızlık ‘senden başka hiçbir şey istemiyorum’ nasıl dersin? Bunun yükünü ne yaparım ben? Sen gittikten sonra bununla yaşamaya nasıl devam ederim? Allah’ım! Sen hiç değişmemişsin, bencilin tekisin hala. Unut bunu. Asla böyle bir şeyi yapmayacağım.
Orada daha fazla kalamazdım, koşarak ayrıldım. Onu bir daha görmek ve duymak istemiyordum.
Bu olaydan iki ay kadar sonraydı. Ortak arkadaşlarımızdan biri aradı. Ölmüştü. Nasıl diye sormadım. Cenazeye de gitmedim. O en sevdiğimiz kafeye gidip oturdum. Hava çok sıcaktı. Adını fısıldadım. İki fincan kahve söyledim, ağladım…