Aşk mı, yok sayılma mı ?

Boyoz Akademi Sanat Merkezi'nde sahnelenen 'Heykele Fısıldayan Kadın' oyununda Camille Claudel karakterine hayat veren oyuncu Buse Sevindik, Esin Vardar'a verdiği röportajda sanat, aşk, ihanet ve kadın mücadelesine dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Haberin Özeti

  • Oyuncu Buse Sevindik, “Heykele Fısıldayan Kadın” oyununda canlandırdığı Camille Claudel karakterinin kendisinde bıraktığı izleri anlattı. Claudel’in yalnızca bir sanatçı değil, aynı zamanda aşkı, tutkuyu, ihaneti ve mücadeleyi temsil eden güçlü bir kadın olduğunu belirten Sevindik, oyunun bir aşk hikâyesinden çok “yok sayılma ve susturulma hikâyesi” olduğunu söyledi. Rodin ile Camille arasındaki ilişkinin yıkıcı yönlerine dikkat çeken oyuncu, karaktere hazırlanırken aylar süren araştırmalar yaptığını ve Camille’in hayatının yükünü sahnede hissettiğini ifade etti.

Boyoz Akademi Sanat Merkezi'nde sahnelenen "Heykele Fısıldayan Kadın" adlı tiyatro oyununda Camille Claudel karakterine hayat veren oyuncu Buse Sevindik, Esin Vardar'ın sorularını yanıtladı. Sevindik, Camille Claudel'in trajik yaşam öyküsünü, Auguste Rodin ile ilişkisini, karaktere hazırlanma sürecini ve oyunun seyircide bıraktığı etkiyi anlattı.

Esin Vardar: Camille Claudel'i oynamak / sahneye taşımak sizin için ne ifade ediyor?

Buse Sevindik: Camille Claudel ellerinde çamur, kalbimde devrim olan aşkı ve ihaneti taşlara fısıldayan bir kadın. Camille Claudel, tek bir tanımın ötesinde bir karakter. Onu özel kılan, zamanının çok ötesinde bir sanatçı olması; yaratıcılığı, zekası ve yeteneği. Sanatı ve aşkı için dimdik duruşu, Rodin'e olan tutkusu, fedakarlığı, hüznü ve sıra dışılığını bir arada taşıması onu ateş kadın yapan unsurlar.

Fakat ne yazık ki, hayatının son 30 yılını bir akıl hastanesinde geçirdi. Tüm hayatı tamamen trajedi temalı büyük bir puzzle. Bu puzzle'ın her bir parçası iz bırakan bir kişi ya da duygusunu temsil ediyor bende. Kimi parçasında büyük aşkı Rodin, kimi parçasında onu mesleki anlamda desteklemeyen annesi, kimi parçasında çok sevdiği babası, kimi parçalarındaysa kıymet verdiği kardeşi, hayatını adadığı sanatı, ailesindeki diğer kişiler, hayatına giren arkadaşları, hissettiği duygular, yaşadığı zorluklar ve niceleri var. Tüm bu parçalar bir araya geldiğinde, onun hem kişisel hem de sanatsal mücadelesinin ağırlığını görebiliyoruz. Ben Camille'i, onu Camille yapan tüm yönleriyle sevdim.

İyi ki bu Dünya'dan bir Camille Claudel geçti...

Esin Vardar: Bu oyun sizce bir aşk hikâyesi mi yoksa bir "yok sayılma" hikâyesi mi?

Buse Sevindik: Aşk ve tutku hikayesi altında; yok sayılma, görmezden gelinme, bastırılma, susturulma hikayesi. Her bir duyguya şahitlik edebileceğiniz komplike bir anlatı.

Esin Vardar: Auguste Rodin ile olan ilişkiyi siz nasıl yorumluyorsunuz: ilham mı, gölge mi, yoksa yıkım mı?

Buse Sevindik: Bu dramatik ilişkiyi iki taraf açısından anlatmak isterim. Rodin tarafından bakıldığında; Rodin bana     göre sömürgeci, tamamıyla narsist bir kişilik. Zamanın heykel alanında üstatlarından biri olan Rodin için Camille bir cevher niteliğindeydi. Hem aşık olabileceği kadar güzel ve zeki bir kadın hem de sanat alanında nadir yeteneğe sahip olan bir karakter.  Rodin’in isteği Camille’in sessizce yeteneğini  ve aşkını tamamen ona adamasıydı. Böylece hem duygusal olarak kendini tatmin edecek hem de     eserlerine paha biçilemez dokunuşlar sağlayacaktı. Bu sebeple senelerce her anlamda onu baskıladı     ve istismar etti. Hiçbir zaman ben de buradayım diye başkaldırmasına izin vermedi, kendince     veremezdi de.

Ta ki Camille’in artık BENİM SANATIM, BENİM SESİMDİR diye haykırarak onu terk ettiği güne     kadar. Bu Rodin için hiç beklenmeyen bir durumdu. Plansızdı. Çünkü her zaman ki gibi Camille’in     onu sonsuza kadar sorgusuz sualsiz seveceğini ve emeğini sadece ama sadece sessizce ona     harcayacağını düşünüyordu. Sonra ki süreçte tüm hırçınlığı ve ailesi ile işbirliği yapıp akli dengesi     tamamıyla yerinde olan bir kadını tüm gözlerden uzak bir akıl hastanesine kapattırma isteği de tamamen bu yüzdendi. Camille’in adını tarihin tozlu sayfalarına gömmek istedi ama atladığı bir şey     vardı. Camille’in sesi akıl hastanesinin duvarlarını aşıp tüm Dünya’ya yayılacaktı.

Camille tarafından bakıldığında ise; Camille’in Rodin’e olan hayranlığı ile başlayan süreç çok büyük     bir aşka, bağlılığa ve tutkuya dönüştü. Güzel ve çekici olarak gördüğü her şey zamanla tamamen     kabul edilemez bir kabusa dönüşmeye başladı. Cıvıl cıvıl, aşkla parlayarak bakan iki çift gözün yerini; yorulan, baskılanan, görülmeyen, duyulmayan bir kadın almaya başlamıştı ve bunun tüm sebebi     tamamıyla büyük aşkı Auguste Rodin’di. Hayalinde ki ile yaşadıkları arasında devasa bir uçurum  vardı. Ne takdir görüyor, ne seviliyor ne de sanatını istediği ölçüde haykırarak yapabiliyordu. Bu nedenle her ne kadar hala aşkını içinde taşısa da Rodin’e haykırarak veda etmek durumunda kalmıştı. Artık ne pahasına olursa olsun susmayacaktı, haykıracaktı. Yorulmuştu, bıkmıştı, yılmıştı…. Fakat bu haykırışı son haykırışı oldu. Çünkü ölümüne kadar olan 30 senelik süreçte bir akıl hastanesinin soğuk odasında sadece dört duvar ile sessizce konuşacaktı. Hayatı boyunca BEN BURADAYIM diye haykırabilecek kadar güçlü kadın ömrü boyunca hep susmaya mahkum bırakılmıştı. 

Esin Vardar: Camille'in en kırılgan anı sizce hangi sahnede ortaya çıkıyor?

Buse Sevindik: Sorunuzu çok spoiler vermeden ve haklı kırılganlığı sebebiyle kırıldığı sahneler olarak açıklamak isterim...Sorunuzu çok spoiler vermeden ve haklı kırılganlığı sebebiyle kırıldığı sahneler olarak açıklamak isterim. Oyun boyunca hayatına dokunan farklı kişilere karşı yaşadığı kırgınlıkları oldukça fazla. 
Bunu birkaç tabloda açıkça görüyor ve yaşıyoruz fakat akıl hastanesinde hayatının son zamanlarını yaşarken gördüğümüz son veda tablosunda tüm kırgınlıklarını hesaplaşma çerçevesi içerisinde yaşıyor. Kırılganlık ve kırgınlık en etkili ve en sarsıcı şekilde bu tabloda gözler önüne seriliyor. 
Esin Vardar: Bu karakteri oynarken sizi en çok zorlayan duygu ne oldu?

Buse Sevindik: Tüm oyun boyunca Camille’e ait bir sürü insani duygu var. Fakat bazı karakterlerin güldüğü anlar bile oldukça zorlar insanı. Bilirsiniz ki o gülüşün altında bile umut, acı ve çaresizlik gizlidir. Bu sebeple tüm oyun boyunca yaşadığı tüm duygular ve duygu geçişleri beni oldukça zorluyor. Okurlarımız arasında tüm süreci beraber yaşadığımız izleyicilerimiz varsa beni bu konuda oldukça iyi anlayacaklardır.

Esin Vardar: Onun yalnızlığı bugünün kadınıyla sizce nasıl örtüşüyor?

Buse Sevindik: Hepimizin her alanda bir personası var fakat her birimiz her anlamda biraz yalnızız. Tek farkı Camille'in ki yalnızlık değil esaret...

Esin Vardar: Dönemin erkek egemen sanat dünyasında Camille'in mücadelesini bugüne nasıl taşıyorsunuz?

Buse Sevindik: Yazar ve Yönetmen Bülent Aydoslu’nun  mahareti ve titizliği ile o döneme ait hem sanatsal hem duygusal yaşadığı tüm zorlukları en kapsamlı ve en gerçekçi haliyle seyirciye aktarmaya çalışıyoruz.

Camille’in gerek sanatı, gerek aşkı, gerekse ailevi ilişkileri zorluklarla bezenmiş bir yumak olarak yazar ve yönetmen tarafından bize verilmiş oluyor. Oyuncular olarak biz o yumağı oyun başlarken sahneye koyuyoruz ve tüm oyun boyunca seyircilerle beraber o yumağı açmaya başlıyor, yaşıyor ve gözler önüne seriyoruz.

Esin Vardar: Sizce Camille Claudel bugün yaşasaydı yine aynı kaderi yaşar mıydı?

Buse Sevindik: Elbette ki kadın olarak nice zorluklar yaşayacaktı bu aşikar fakat ailesinin ve hayatını adadığı adamın ihanet kumpası ile son 30 senesini hiçbir akli denge sorunu yaşamadan bir akıl hastanesinde geçirecek kadar trajedik bir son ile karşılaşmayacaktı. O tamamıyla dönemine her anlamda fazla gelmiş bir KADIN sanatçı. 

Esin Vardar: "Kadın sanatçı olmak" bugün gerçekten daha kolay mı?

Buse Sevindik: Öncelikle Camille Claudel’in dönemine dönecek olursak; 19 yüzyılda kadınların sanat alanında var olabilmeleri neredeyse imkansızdı. Sanat akademilerinin kapıları maalesef ki kadınlar için kapalı bir durumdaydı. Bu sebeple yetenekli birçok kadın geri planda kaldı. Çok azı sesini duyurabildi, çoğu ise tarihte kaybolup maalesef ki gitti. Romantizm, Realizm gibi sanat akımlarının değişmesi ile ve tabii ki sanayi devrimi gibi toplumsal değişiklikler sanata farklılık ve farkındalık sağladı. Kadınlar bende anlatmak istiyorum, ben de varım diyerek öğrenmeye, üretmeye başladı ve böylece sanatın dili kadın eliyle yeniden şekillendi. İyi ki şekillendi….

Camille ise ne yazık ki erken bir döneme fazla yetenekli olarak denk gelmiş bir sanatçı. Toplumun sanat alanında kadına söz hakkı tanımaması sebebiyle Camille dönemi içerisinde oldukça zorluk çekmiş bir figür. Uzun bir süre lağım kanallarında kil arayarak eser yaratmaya çalışmış bir kadın. Sanatına olan tutkusu olmasaydı yeteneği bu kadar olumsuzluk ve imkansızlık karşısında kaybolup gidecekti. Tamamıyla dönemin zorluklarına karşı göğüs germesini destekleyecek tek şey azmi, sanat aşkı ve heykele olan sonsuz tutkusuydu.


Kadının olduğu her alan maalesef bir mücadele alanı fakat günümüz Camille’in dönemine göre sanatını icra etmede daha rahat ve daha görünür.  En azından sanat okullarının kapısı kadınlara ardına kadar açık. Kendilerini yetiştirip, geliştirmede imkanlar daha fazla. Ayrıca bir eserin yüzlere, binlere, milyonlara ulaşması konusu çok daha kolay ve konforlu.
Esin Vardar: Bu rol için nasıl bir hazırlık sürecinden geçtiniz?

Buse Sevindik: İlk kez bir heykeltıraş kadının ruhuna üfleyecektim. Ve bu herhangi bir kadın sanatçı değildi. O ateş kadın Camille Claudel’di. Bu sebeple hazırlanma sürecinde hem mesleki olarak hem duygusal olarak hazırlanmam gerekiyordu. 
Gerçek bir kişinin yaşam hikayesini sahneye aktaracağımız zaman, bu projenin araştırma ve hazırlık süreci ekip olarak oldukça uzun sürüyor. Camille’i tanımak için onunla ilgili kaleme alınmış yabancı ve yerli yazılar, belgeseller, videolar, haberler, filmler, fotoğraflar, eserleri ve akıl hastanesinde yazdığı mektuplar üzerinde çalıştım. Karakteri ne kadar iyi tanırsam, iç aksiyon olarak o kadar besleniyor ve duygularını seyirciye doğru yansıtabiliyorum. Camille ile her yeni bilgi öğrendiğimde omuzlarıma bir tuğla daha konduğunu hissettim ve şuan omuzlarım onun yaşamının ağırlığından kambur olmuş durumda. Bu sebeple Camille’in 78 yaşında ki halini canlandırırken postürü kambur, yılların yorgunluğundan elleri titrek ve sesi acı ile yankılanıyor. Duygusu çok ağır, gerçekten zorlayıcı bir rol. Acısını, çilesini, tutkusunu, yüzleşmesini en derin duygularımla onunla paylaşıp bir olabildiğim için her oyun gözlerimden yaşlar istemsizce dökülüp seyircinin kalbine ulaşıyor.

Ayrıca gerçek bir karaktere ruh verirken ve hele ki bu karakter bir sanatçıysa onun mesleğini de en doğru şekilde yansıtmanız gerekiyor. Bu sebeple Sanat Danışmanımız olan Sinem Şentürk’ten bir heykeltıraşın atölyede ki eserlerine yaklaşımı, eser üzerinde nasıl çalışması gerektiği, sanatçının vücut dili, heykeltıraş alışkanlıkları, modelaj kalemlerini tutuşları, eserleri ile nasıl bağ kurması gerektiği gibi en ince detayına kadar aylarca düşünüp, uygulamalı olarak çalıştık. Bir heykeltıraşın önlüğünde el temizleme açısı bile bizim için aslına uygun olmalıydı. Biz Camille’i seyirciye en doğru şekilde anlatmak için hiçbir mantık hatasına izin veremezdik. Bu sebeple her konuda titizlikle çalışmamız gerekiyordu. Bu da aylarımızı aldı.  
Tüm bu hazırlanma sürecinde heykeltıraşlık yaklaşımı ile birlikte yavaş yavaş duygusal sürecini de iç dünyamda doldurmaya başladım.  Böylece hem duygusal hem de mesleki çalışmalar paralel şekilde ilerlemiş oldu. 

Esin Vardar: Camille'in ruhuna girebilmek için özel bir yöntem kullandınız mı?

Buse Sevindik: İlk kez bir heykeltıraş kadının ruhuna üfleyecektim. Ve bu herhangi bir kadın sanatçı değildi. O ateş kadın Camille Claudel’di. Bu sebeple hazırlanma sürecinde hem mesleki olarak hem duygusal olarak hazırlanmam gerekiyordu. 
Gerçek bir kişinin yaşam hikayesini sahneye aktaracağımız zaman, bu projenin araştırma ve hazırlık süreci ekip olarak oldukça uzun sürüyor. Camille’i tanımak için onunla ilgili kaleme alınmış yabancı ve yerli yazılar, belgeseller, videolar, haberler, filmler, fotoğraflar, eserleri ve akıl hastanesinde yazdığı mektuplar üzerinde çalıştım. Karakteri ne kadar iyi tanırsam, iç aksiyon olarak o kadar besleniyor ve duygularını seyirciye doğru yansıtabiliyorum. Camille ile her yeni bilgi öğrendiğimde omuzlarıma bir tuğla daha konduğunu hissettim ve şuan omuzlarım onun yaşamının ağırlığından kambur olmuş durumda. Bu sebeple Camille’in 78 yaşında ki halini canlandırırken postürü kambur, yılların yorgunluğundan elleri titrek ve sesi acı ile yankılanıyor. Duygusu çok ağır, gerçekten zorlayıcı bir rol. Acısını, çilesini, tutkusunu, yüzleşmesini en derin duygularımla onunla paylaşıp bir olabildiğim için her oyun gözlerimden yaşlar istemsizce dökülüp seyircinin kalbine ulaşıyor.

Ayrıca gerçek bir karaktere ruh verirken ve hele ki bu karakter bir sanatçıysa onun mesleğini de en doğru şekilde yansıtmanız gerekiyor. Bu sebeple Sanat Danışmanımız olan Sinem Şentürk’ten bir heykeltıraşın atölyede ki eserlerine yaklaşımı, eser üzerinde nasıl çalışması gerektiği, sanatçının vücut dili, heykeltıraş alışkanlıkları, modelaj kalemlerini tutuşları, eserleri ile nasıl bağ kurması gerektiği gibi en ince detayına kadar aylarca düşünüp, uygulamalı olarak çalıştık. Bir heykeltıraşın önlüğünde el temizleme açısı bile bizim için aslına uygun olmalıydı. Biz Camille’i seyirciye en doğru şekilde anlatmak için hiçbir mantık hatasına izin veremezdik. Bu sebeple her konuda titizlikle çalışmamız gerekiyordu. Bu da aylarımızı aldı.  
Tüm bu hazırlanma sürecinde heykeltıraşlık yaklaşımı ile birlikte yavaş yavaş duygusal sürecini de iç dünyamda doldurmaya başladım.  Böylece hem duygusal hem de mesleki çalışmalar paralel şekilde ilerlemiş oldu. 

Esin Vardar: Sahnede en çok etkilendiğiniz an hangisi?

Buse Sevindik: İlk kez bir heykeltıraş kadının ruhuna üfleyecektim. Ve bu herhangi bir kadın sanatçı değildi. O ateş kadın Camille Claudel’di. Bu sebeple hazırlanma sürecinde hem mesleki olarak hem duygusal olarak hazırlanmam gerekiyordu. 
Gerçek bir kişinin yaşam hikayesini sahneye aktaracağımız zaman, bu projenin araştırma ve hazırlık süreci ekip olarak oldukça uzun sürüyor. Camille’i tanımak için onunla ilgili kaleme alınmış yabancı ve yerli yazılar, belgeseller, videolar, haberler, filmler, fotoğraflar, eserleri ve akıl hastanesinde yazdığı mektuplar üzerinde çalıştım. Karakteri ne kadar iyi tanırsam, iç aksiyon olarak o kadar besleniyor ve duygularını seyirciye doğru yansıtabiliyorum. Camille ile her yeni bilgi öğrendiğimde omuzlarıma bir tuğla daha konduğunu hissettim ve şuan omuzlarım onun yaşamının ağırlığından kambur olmuş durumda. Bu sebeple Camille’in 78 yaşında ki halini canlandırırken postürü kambur, yılların yorgunluğundan elleri titrek ve sesi acı ile yankılanıyor. Duygusu çok ağır, gerçekten zorlayıcı bir rol. Acısını, çilesini, tutkusunu, yüzleşmesini en derin duygularımla onunla paylaşıp bir olabildiğim için her oyun gözlerimden yaşlar istemsizce dökülüp seyircinin kalbine ulaşıyor.

Ayrıca gerçek bir karaktere ruh verirken ve hele ki bu karakter bir sanatçıysa onun mesleğini de en doğru şekilde yansıtmanız gerekiyor. Bu sebeple Sanat Danışmanımız olan Sinem Şentürk’ten bir heykeltıraşın atölyede ki eserlerine yaklaşımı, eser üzerinde nasıl çalışması gerektiği, sanatçının vücut dili, heykeltıraş alışkanlıkları, modelaj kalemlerini tutuşları, eserleri ile nasıl bağ kurması gerektiği gibi en ince detayına kadar aylarca düşünüp, uygulamalı olarak çalıştık. Bir heykeltıraşın önlüğünde el temizleme açısı bile bizim için aslına uygun olmalıydı. Biz Camille’i seyirciye en doğru şekilde anlatmak için hiçbir mantık hatasına izin veremezdik. Bu sebeple her konuda titizlikle çalışmamız gerekiyordu. Bu da aylarımızı aldı.  
Tüm bu hazırlanma sürecinde heykeltıraşlık yaklaşımı ile birlikte yavaş yavaş duygusal sürecini de iç dünyamda doldurmaya başladım.  Böylece hem duygusal hem de mesleki çalışmalar paralel şekilde ilerlemiş oldu. 
Esin Vardar: Camille bugün yaşasaydı dünyaya ne söylemek isterdi?

Buse Sevindik: Bugünden ziyade özellikle kadınlara zamansız şekilde seslenmek isterdi diye düşünüyorum. Bu sebeple; Zamanın hangi dilimine denk gelmiş ve ne kadar çok zorluklarla karşılaşıyor olursanız olun dik durun, güçlü olun, asla eğilmeyin, aşkınızın ve tutkularınızın peşinde koşmaktanda  asla ama asla vazgeçmeyin derdi. 

Esin Vardar: İzleyici salondan çıkarken hangi duyguyla ayrılmalı?

Buse Sevindik:Seyirciler için baştan planladığım bir duygu yok. Ben onlara her anlamda bir hayat sunuyorum. Ve o hayatın ruhunu ve duygusunu en doğru şekilde yansıtmakla kendimi sorumlu tutuyorum. Sorumluluğum büyük çünkü duygusunu en samimi şekilde seyircime aktarabilmeliyim ki onlar benimle birlikte o süreci yaşayabilsin ve bir an bile süreç içerisinde bir kopma yaşamasın. Çünkü seyirci ve oyuncu arasında duyguyla bezenmiş ipek kadar narin bir bağ oluşuyor. Bu bağı koparmakta, bağı güçlendirmekte oyuncunun elinde. Tüm oyun boyunca bağın giderek güçlenmesi tek isteğim oluyor.  
Zaten oyun başlar başlamaz seyirci ile Camille’i arasında bağ oluşuyor. Bunu sahne üzerindeyken rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Çünkü benimle birlikte gülmeye, şaşırmaya, hayal kırıklığı yaşamaya, sinirlenmeye, tahammülsüzleşmeye, kızmaya, haykırmaya, hesaplaşmaya ve ağlamaya başlıyorlar. Oyun sonunda ki tepkileri ile de anlıyorum ki 70 dakika o bağı hiç koparmadan beraber yaşamışız. 
İYİ Kİ VARLAR…  
 

Esin Vardar: Tek bir cümleyle: Camille Claudel kimdir?

Buse Sevindik:Ellerinde çamur,  kalbinde devrim olan, aşkı, ihaneti,tutkuyu taşlara fısıldayan ateş kadın..

Ve son olarak; sanata ve sanatçıya değer veren Esin Vardar ve basın ailesine bu güzel röportaj için     hem kendim, hem Heykele Fısıldayan Kadın ‘Camille Claudel’ tiyatro / emekçi ekibi, hem de     Camille Claudel’in kendisi adına teşekkürlerimi sunuyorum. Sizler gibi kıymet verenler sayesinde     daha çok kişi Camille ile tanışacak ve hayatına şahit olacak. 
Sağ Olun. Hep Var Olun.
 

Dokuzda 9 - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme