EMEKLİ İÇİN HER GEÇEN GÜN ZORLAŞIYOR
ADEM ÖRENGÜL
Değerli okurlarım, Türkiye'de emeklilik, bir zamanlar çalışma hayatının sonunda daha sakin ve güvenli bir yaşamın başlangıcı olarak görülürdü. Bugün ise milyonlarca emekli için emeklilik, “Nasıl geçineceğim?” sorusunun her ay yeniden sorulduğu bir döneme dönüşmüş durumda. Son günlerde Sinop’ta düzenlenen bir toplantıda emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar yeniden gündeme geldi. Emekli-Sen Sinop Şube Başkanı Kadir Demir, maaşlarda iyileştirme yapılmaması halinde emeklilerin çok ağır bir tabloyla karşı karşıya kalacağını söylerken, örgütlenme ve eğitim sekreteri Şükrü Zeki Demirel de 23 bin lira civarındaki gelirle geçinmenin neredeyse imkânsız olduğunu dile getirdi.
Burada mesele yalnızca emekli maaşının miktarı değildir. Asıl mesele, maaşın satın alma gücüdür. Çünkü ekonomi açısından önemli olan cebimize giren paranın kaç lira olduğu değil, o parayla ay sonunda kaç temel ihtiyacı karşılayabildiğimizdir.
Emeklinin bütçesi ise bu fiyat artışlarına karşı son derece savunmasızdır. Çalışan bir insanın gelirini artırma ihtimali vardır; fazla mesai yapabilir, ek iş bulabilir veya ücret artışı talep edebilir. Emeklinin ise çoğu zaman temel geliri bellidir. Maaşına yıl içinde yapılan artışın üzerine çıkan fiyat yükselişleri, satın alma gücünü doğrudan aşağı çeker.
Üstelik önümüzdeki dönem yalnızca gıda ve ulaşım açısından değil, enerji giderleri bakımından da önem taşıyor. Kış aylarında doğalgaz ve elektrik faturalarının hane bütçesindeki payı artıyor. Dolayısıyla emekli açısından mesele artık “ne kadar zam geldi?” sorusundan çıkıp “zamdan sonra elimde gerçekte ne kadar para kaldı?” sorusuna dönüşüyor.
Temmuz 2026 itibarıyla en düşük emekli aylığının 23 bin 552 liraya yükseltilmesini öngören düzenleme gündeme gelmişti. Ancak farklı yaşam maliyeti hesapları, bu tutarın temel ihtiyaçların karşılanması konusunda ciddi bir baskı oluşturduğunu gösteriyor.
Ekonomide en tehlikeli noktalardan biri de insanların harcamalarını kısmaya başlamasıdır. Emekli önce dışarıda yemek yemeyi bırakır, sonra sosyal faaliyetlerinden vazgeçer. Daha ucuz gıdaya yönelir, sağlık harcamalarını erteler, ulaşımını azaltır. Böylece sadece emeklinin yaşam kalitesi düşmez; ekonomide tüketim de zayıflar. Milyonlarca insanın aynı anda zorunlu olmayan harcamalardan çekilmesi, esnaftan küçük işletmelere kadar geniş bir kesimi etkiler.
Bu nedenle emekli maaşları yalnızca sosyal politika meselesi değildir; aynı zamanda ekonomik bir meseledir. Emeklinin cebine giren para büyük ölçüde yeniden piyasaya döner. Marketten alışveriş yapılır, faturalar ödenir, ulaşım kullanılır, sağlık ve diğer ihtiyaçlar karşılanır. Emeklinin satın alma gücünün korunması, aynı zamanda iç talebin ve yerel ekonominin korunması anlamına gelir.
Elbette çözüm sadece maaşlara sürekli nominal zam yapmak değildir. Kalıcı çözüm için enflasyonun düşürülmesi, temel tüketim ürünlerinde fiyat istikrarının sağlanması, enerji ve ulaşım maliyetlerinin kontrol altında tutulması ve emekli aylıklarının gerçek yaşam maliyetleri karşısında erimemesini sağlayacak daha güçlü bir mekanizmanın kurulması gerekir.
Çünkü emeklilik, insanın hayatının sonunda cezalandırıldığı bir dönem değil, yıllarca çalışmanın karşılığında daha güvenli yaşaması gereken bir dönem olmalıdır.
Sonuç olarak; İnsanlar yıllarca çalıştıktan sonra, emekli olduklarında insanca yaşayabilecekleri bir gelire sahip olabiliyor mu? Bu sorunun cevabı yalnızca emeklileri değil, bugün çalışan milyonlarca insanı da ilgilendiriyor. Çünkü bugünün çalışanı yarının emeklisidir. Emeklinin satın alma gücünü korumak, aslında toplumun geleceğe olan güvenini korumaktır.