TÜRK EKONOMİSİNE DÜNYADAN BAKIŞ
ADEM ÖRENGÜL
Değerli okurlarım, 2025-2026 dönemi dünya raporlarına göre; Türkiye ekonomisini riskli gören, dünyanın önde gelen bankaları ve kurumları nasıl görüyor...
Dünyanın önde gelen kredi derecelendirme kuruluşları ve bankaları, Türkiye ekonomisini yatırım yapılabilir seviyenin altında görerek riskli buluyor. Yüksek enflasyon, döviz kuru oynaklığı, jeopolitik riskler, dış borç kırılganlığı ve politik belirsizlik nedeniyle temkinli görünüyor. Kredi derecelendirme kuruluşları Moody’s: Ba3 notuyla, 2025’te B1’den yükseltti, outlook stable. Güçlü yanları büyük, dinamik ekonomi, düşük kamu borcu ile zayıf yanlar kurumsal sorunlar, politik riskler, heterodox politika geçmişi dengeleniyor. 2026’da enflasyonun %22’ye düşmesini bekliyor ama yukarı yönlü riskler var lira baskısı, rezerv erimesi sorunu var. Politika tutarsızlığı ve jeopolitik şoklar Orta Doğu rezervleri eritip makro dengeleri bozuyor.
Fitch ve S&P göre; BB notu. Fitch, rezerv artışı ve sıkı politika sayesinde outlook’u positive’a çevirdi ama enerji fiyat şokları ve enflasyonla mücadelede gevşeme riskini oluşturuyor. S&P, enerji şokuna rağmen politikaların sürdürülmesini şart koşuyor. Ortak endişeler var! Yüksek enflasyonun kalıcılığı, cari açık, kısa vadeli dış borç ve sermaye akımlarındaki hassasiyet çok güçlü. Bu kuruluşlar, Türkiye’yi “spekülatif” kategoride tutuyor; yani tahvil getirileri yüksek ama temerrüt riski algısı var. Geçmişteki faiz enflasyon tartışmaları ve ani politika değişimleri güven erozyonu yaratıyor.
Uluslararası bankalar ve analiz kuruluşlar Goldman Sachs, JPMorgan, Morgan Stanley vb. kurumlar ve bankalar spesifik “riskli” raporlar yayınlamasa da, analizlerinde yüksek risk primi, lira volatilitesi ve enflasyon kalıcı olduğunu için uyarıyor. Örneğin; JPMorgan ve Morgan Stanley: 2025’te faiz indirim tahminlerini revize ederek jeopolitik olaylar ve lira satışları sonrası temkinli oldu. Kredi erişimi sınırlamaları, yüksek faizler ve zayıf dış talep özel sektör için risk içinde.
Yükselen piyasa raporlarında Türkiye, enerji ithalat bağımlılığı, Avrupa’ya ihracat yoğunluğu ve kısa vadeli borç nedeniyle hassas görülüyor. Sermaye akımları jeopolitik veya iç siyasi gerilimlere duyarlı. Ülke riskini C olarak derecelendiriyor. İthal hidrokarbon ve ara mal bağımlılığı, Avrupa odaklı ihracat, yüksek kısa vadeli özel sektör dış borcu, FDI’ların inşaat ağırlıklı olması ve kısa vadeli sermaye akımlarına bağımlılık. Gelir dağılımı eşitsizliği de iç talebi kırılgan yapıyor. World Bank ve OECD verilerine göre; Büyüme tahminlerinde aşağı yönlü riskleri vurguluyor. Erken parasal gevşeme, rezerv baskısı, fiskal konsolidasyon gecikmesi ve yapısal reform yavaşlığı enflasyonu körüklüyor. Dışarıda küresel belirsizlik ve yüksek petrol fiyatları başka bir risk.
Ortak risk nedenleri; Enflasyon ve para politikası %30’lar seviyesinde kalıcı enflasyon dünya ortalamasından çok aşağıda. Sıkı politika yüksek gerçek faiz olumlu ama gevşeme baskısı rezervleri ve lirayı tehdit ediyor. Cari açık, enerji ithalatı, kısa vadeli borç. Lira depreciasyonu bankaları ve firmaları zorluyor. Orta Doğu gerilimleri, enerji fiyatlarını ve risk primini artırıyor. İç politika belirsizliği seçimler, kurumsal bağımsızlık algısı yatırımcı güvenini sarsıyor.
Sonuç olarak; son yıllarda ortodoks politikalara dönüş, 2023’ten itibaren rezervleri güçlendirdi ve rating’lerde kısmi iyileşme sağladı. Ancak yapısal sorunlar, enflasyon beklentileri, dışa bağımlılık, kurumsal riskler çözülmedikçe Türkiye “yüksek getiri yüksek risk” profili taşıyor. Umarım bu uyarıları dikkate alırlar.