AYDINLANMA DÖNEMİ VE GAZETECİLERİN ÖDEDİĞİ BEDEL
ADEM ÖRENGÜL
Değerli okurlarım, Türkiye'nin modernleşme ve aydınlanma mücadelesi Şinasi ile başlar, Namık Kemal ve Nazım Hikmet gibi isimlerle devam eder. Vatanseverliğin, hürriyet aşkının ve halk için kalem oynatmanın simgeleridir. Bunlar sürgün, hapis, baskı ve dışlanma bedeli ödemiş, ama fikirlerinden taviz vermemiş aydınlardır. Ardından gelen yıllarda da birçok vatansever, düşünce ve inançları uğruna terör örgütleri, faili meçhul cinayetler veya siyasi suikastlar sonucu hayatını kaybetmiştir.
- İbrahim Şinasi (1826-1871) tanzimat'ın öncüsü, ilk özel Türkçe gazete Tercüman-ı Ahval'i çıkaran, ilk Türkçe tiyatro eseri (Şair Evlenmesi) ve ilk özel şiir kitabı sahibi. Batı'dan dönüp eski edebiyatı eleştirerek yenileşmeyi başlattı. Hürriyet, vatan ve millet sevgisini yazılarında işledi. Baskılar nedeniyle Paris'e sürgüne gitti, orada da fikirlerini yaymaya devam etti. Erken yaşta öldü ama tohumları Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi isimlerde yeşerdi. O, "vatansever aydın" tipinin ilk örneğidir.
- Namık Kemal (1840-1888) Şinasi'nin öğrencisi ve yol arkadaşı. Vatan Yahut Silistre oyunuyla vatan sevgisini tiyatro sahnesine taşıdı, seyircileri coşturdu. Hürriyet Kasidesi, Vatan Şarkısı gibi eserleriyle "Vatan şairi" oldu. Genç Osmanlılar hareketinin liderlerinden; padişahı eleştiren yazıları yüzünden defalarca hapis ve sürgün edildi (Magosa, Midilli, Rodos). "Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?" dizeleri hâlâ yankılanır. Ölümü sürgünde oldu; fikirleri Cumhuriyet'in temel taşlarından biridir.
- Nazım Hikmet (1902-1963) yüzyılın en büyük Türk şairi, komünist dünya görüşüyle vatan sevgisini birleştirdi. Memleketimden İnsan Manzaraları, Kuvâyi Milliye Destanı gibi eserlerinde Anadolu insanını, Kurtuluş Savaşı'nı, emeği ve barışı anlattı. "Vatan haini" ilan edildi, 28 yıl hapis yattı (çoğu tek kişilik hücrede), şiirleri yasaklandı. 1950 affıyla çıktıktan sonra yurtdışına kaçmak zorunda kaldı; Moskova'da sürgünde öldü. Vatana olan sevgisi o kadar derindi ki, en ağır baskılarda bile "Ben sana mecburum bilemediğin kadar" diyerek Türkiye'yi özledi. Bugün hâlâ milyonlarca insanın vicdanıdır.
Türkiye'nin yakın tarihinde düşünce özgürlüğü, demokrasi, laiklik, sosyalist veya sol görüş uğruna öldürülen pek çok aydın, yazar, gazeteci var. Bunlar terör örgütleri ya da faili meçhul unsurlar tarafından hedef alındı.
Bunlardan bazıları;
- Uğur Mumcu (1993): Araştırmacı gazeteci, derin devleti ve mafyayı yazarken arabasına konulan bombayla öldürüldü.
- Ahmet Taner Kışlalı (1999): Aydınlar Ocağı başkanı, Cumhuriyet gazetesi yazarı, laiklik savunucusu; evinin kapısında bombalı suikast.
- Bahriye Üçok (1990): İlahiyatçı, kadın hakları savunucusu, tesettür tartışmalarında hedef; bombalı paket.
- Muammer Aksoy (1990): Anayasa hukuku profesörü, Atatürkçü; bombalı suikast.
- Çetin Emeç (1990): Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni; silahlı saldırı.
- Turan Dursun (1990): Eski din görevlisi, din eleştirmeni; evinin önünde vuruldu.
- Vedat Aydın (1991): İnsan hakları savunucusu avukat; işkence edilerek öldürüldü.
- Abdi İpekçi (1979): Milliyet gazetesi başyazarı; silahlı suikast.
Bunlar sadece öne çıkanlar; liste çok daha uzun. Hepsi vatan toprağında daha iyi bir gelecek, adalet, özgürlük ve barış için mücadele ederken can verdi. Kimisi kalemiyle, kimisi sözüyle "vatansever" sıfatını hak etti. Bu zincir, Şinasi'den Namık Kemal'e, oradan Nazım'a ve günümüz aydınlarına uzanıyor: Baskı ne kadar artsa da, vatan sevgisi ve doğruyu söyleme cesareti bitmiyor. Onlar sayesinde hâlâ "vatan" kelimesi anlam taşıyor. Hepsini rahmetle anıyorum..