YAZILAMAMIŞ ÇOCUK ROMANLARININ NAİF YAZARI ŞALEMİZ
Hatice Çakır
Arcacığım…
Bilgisayarımı açtım, yazacak o kadar çok şey var ki… Kalbimle düşündüğümde, mantığım dur diyor. Düşünüyorum, düşüncelerim savaşıyor. Galiba bu savaştan kurtulmayı başaranlarla yola devam edebileceğim.
Annenle dört yıl önce edebiyat dünyasının büyülü yazma yolunda tanıştık. Her cumartesi akşamı gittiğimiz yaratıcı yazarlık kursunda yazdığımız yazılarımızı okur, incelerdik. Ders aralarında çayın yanına getirdiklerimizin keyfini çıkarırdık.
Hatırlıyorum bir gün “Kapının arkasında yerde kanlar içinde yatan birini gördü.” temalı ödevimizin yazılarını sınıfta okuduk. Annenin yazısı harikaydı. Uzun polisiye romanın derinliğindeydi. Hepimiz devamın merak ettik. Tekrar dinlemeyi ne çok isterdim…
Bir yıl sonra kurstan yedi kadın, ortak roman yazmak için “Kalemin Yolu Yazın Grubu”nu kurduk. Her salı akşamı kitap kafe de buluşur, ortak romanımızı yazmaya devam ederken, saatlerce konuşur, tartışır ve bir fotoğraf karesiyle günü sonlandırırdık. Şale ise hepimizi nezaketle dinler, romanımızın baş karakterleri Ceyda ve Zeynep, altı kadının elinde perişan bir hale gelmişken, mantıklı bir yol göstererek, zavallıları elimizden alır, sakin bir köşeye saklardı…
Sonrasında bir dolu sebepten romanımıza ara vermek zorunda kaldığımız sırada beş arkadaş öykü yazarlığı kursuna başladık. Hayalimiz; öykü yazmayı da geliştirdikten sonra ve arkadaşlarımızın işleri hafifleyince yine salı akşamları bir araya gelip “Kalemin Yolu Yazın Grubu”nun romanına devam etmekti.
Kışın soğuk akşamlarında, öykü yazarlığı kursundan çıktıktan sonra bir yerde sıcak salebin keyfini çıkarırken; romanımızdaki Zeynep’ i yurt dışına çıkarabilmek için parmak nakli yaptığımızı hatırlayıp gülerdik. Tabii fikri veren arkadaşımız “Neden olmasın?” demeye devam ettikçe gülüşmeler çoğalırdı…
Annen bir gün, Urla’ya yanıma geldi. Açık yeşil pantolon-ceketi denizin mavisiyle ne güzel uyum sağlamıştı. Zeytinalanı sahilinde bir masa kurup kahvaltı yaptık. Kahvaltımız biter bitmez aynı yere el ürünleri pazarı kuruldu. Keyifle dolaşıp, zeytin ağaçlarının şahitliğinde kahvelerimizi yudumladık. O gün doğanın güzelliğinden, çocuklarımızdan konuştuk; edebiyattan hiç bahsetmedik. Senden bahsederken her zaman gözlerinin içi parlardı.
O günden sonra çok ender görüşebildik. Hastalığı ilerlemişti. Zamanını daha çok evde geçiriyordu. Yine de bizden kurtulamıyordu. Onu rahat bırakmamaya kararlıydık. Her zaman buluştuğumuz kitapevinde bir araya geldiğimiz bir gün, ilk defa çok korktuk. Nefes almakta zorlanıyordu. Onunla derinden hissettiğimiz anları paylaşıyorduk…
Son kez buluştuğumuz da günün konusu, grubumuz üyelerinden İlayda’nın bebeğiydi. Romanımıza, yazılarına ve bize etki eden çocuk psikolojisi üzerine konuşmalarını yine can kulağıyla dinledik…
Sonra mı?..
Kendini ve çevresini geliştirmeye adamış güzel insan annen, kalplerimize saklandı.