MESUT NÖBETÇİGİL

Zıtlıkların ve Efsanelerin Ülkesi: Peru

MESUT NÖBETÇİGİL

Güney Amerika’nın kalbinde, Türkiye’nin yaklaşık iki katı büyüklüğündeki yüzölçümüyle Peru, tarihin ve coğrafyanın birbirine düğümlendiği eşsiz bir durak. Yaklaşık 34 milyonluk nüfusunun üçte birinden fazlasının, yani 12 milyonunun başkent Lima’da yaşadığı bu ülke, modern karmaşa ile antik sessizliğin iç içe geçtiği bir labirent gibi.

​Tarihin Küllerinden Modern Yüzüne

​Peru toprakları, tarih öncesi dönemlerden beri medeniyetlerin beşiği olmuştur. MÖ 3000’li yıllarda Norte Chico (Caral-Supe) medeniyetiyle başlayan yolculuk, bugün "çömlekçiliğin ve altın işlemeciliğinin zirvesi" olarak kabul edilen İnka mirasına uzanıyor. İnkaların o meşhur altın işçiliğine hayran kalmamak elde değil; ancak zihinlerde hep o soru beliriyor: “Eğer madenleri silah teknolojisine dönüştürebilselerdi, İspanyol istilasına karşı nasıl bir savunma hattı kurarlardı?”

​Ne yazık ki, İspanyol komutan Francisco Pizarro'nun ayak bastığı o dönem, İnka medeniyeti için bir kırılma noktası oldu. Lima’nın tam merkezinde, bugün hala at üzerindeki heybetli heykeliyle duran Pizarro, şehri kurarken İspanyol sömürge düzeninin temelini de attı. Bugün Lima'nın meydanlarında; başkanlık sarayı, kilise ve adliye binalarının oluşturduğu o klasik sömürge mimarisi, gücün merkezileştiği eski düzenin canlı birer kanıtı.

​Şaşırtıcı Detaylar ve Kayıp Zamanlar

​Peru'da gezerken beklenmedik manzaralarla karşılaşmak işten değil. Örneğin, trafik kavşaklarında 1960’ların estetiğini hatırlatan, şemsiyeli fıçılarının içinden trafiği yöneten polislere denk geldiğinizde kendinizi bir zaman makinesinde hissedebilirsiniz. Okyanus kıyısındaki "Aşıklar Parkı"nda (Parque del Amor), binlerce kilitli asma kilit ve o devasa sarılma heykeli, şehrin romantik dokusunu yansıtırken; hemen birkaç kilometre ötede, kilise mahzenlerinin derinliklerinde sergilenen 25 bini aşkın insan iskeleti, yaşamın ve ölümün bu topraklarda nasıl yan yana yaşadığını hatırlatıyor.

​İnka Altın Müzesi ise tam bir hazine sandığı. Sadece bölgeye ait altın objeleri değil, dünyanın dört bir yanından gelen askeri üniformaları ve silahları görmek mümkün. Müzede Osmanlı dönemine ait kılıç ve hançerlerle karşılaşmak, binlerce kilometre uzaktaki bu coğrafyada kendi tarihimize dair bir iz bulmanın şaşkınlığını yaşatıyor.

​Doğanın ve Jeopolitiğin Gölgesinde

​Peru, dünyadaki tarımsal çeşitliliğin de merkezidir. Bugün mutfaklarımızın vazgeçilmezi olan domates, patates ve mısırın kökeni aslında bu topraklardır. Ancak bugün ülkenin gündemini sadece tarım değil, modern dünyanın "yeni altını" olan lityum belirliyor. Şili sınırına yakın yataklar, elektrikli araç devriminin etkisiyle Çinli şirketlerin yakın markajına girmiş durumda. Doğalgaz yataklarında ise Brezilyalı şirketlerin operasyonları göze çarpıyor.

Sağlıcakla kalın 

Yazarın Diğer Yazıları